Yazı Detayı
10 Şubat 2015 - Salı 12:51 Bu yazı 1569 kez okundu
 
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
Yusuf ALİOĞLU
aburtaskiray@gmail.com
 
 

Paris’in angaje olmaya mesafeli ve tek başına bir ordu gücündeki düşünürü Jean Baudrillard (1929-2007), simülakr kavramsallaştırması üzerinden devrimin sadece bilimde değil yaşadığımız kültürel hayatta da devam ettiğini kodlayan aykırı isimlerdendir.

 

Simülakrlar üzerine konuşan ama kendi deyişiyle kendisi de bir simülakr olan Baudrillard 1929’da Fransa’da doğar.

 

Bilgisayar kullanmayan ve elle yazmayı tercih eden Baudrillard, bu yönleriyle Abdurrahman Arslan’ı hatırlatır.

 

Salt metalaşmaya  ve öz fetişizme karşı zafer kazanmış bir hipergerçekçidir o.  

 

Sosyalizmin mabedinde, ‘toplumsal yaşamın temelini, ekonomik ihtiyaçlardan çok, yaşam tarzının ve değerlerin oluşturduğunu öne süren’ ilgiye değer bir düşünürdür.

 

Marksist bir eleştirel çerçeveyi ya da sınıf konumunu benimsemediği gibi halkların gelenekleri ve politikaları ile de ilgilenmez. Onun gözü yüzeylerde, imgelerde, göstergelerde, muammalardadır.

 

Değişik yüzleri olan bir düşünürdür Baudrillard. Bir yandan toplumsal olandan uzak duran diğer yandan J.P.Sartre’ın etkisiyle Cezayir savaşına ilgi duyan biridir.

 

Tüketim kültürü ve enformasyon toplumuna dair ezber bozan yaklaşımları vardır. Gerçek ve sahte ihtiyaçlar ile tüketim üzerinden prestij ve toplumsallaşmaya uzanan birey çözümlemesi Baudrillard akıl haritasının önemli kıvrımlarındandır.(Tüketim Toplumu, J.Baudrillard)

 

 ‘Tüketim Toplumu’ adlı eserinde başat mekanizması üretim yerine tüketim olan refah toplumuna ilişkin yaklaşımlar geliştirdi. Ona göre tüketimcilik nesnenin anlamını radikal bir dönüşüme tabi tutuyor ve teknolojinin efendiliğini perçinliyordu.

 

Dünyanın düşünceden daha radikal biçimde değiştiğine dair kesin inançlı tezleri onu daha bir farklı kılar.

 

Baudrillard, ‘ahlakın, değerin, bilimin, aklın rasyonel sistemleri, yalnızca toplumların çizgisel evrimlerine, görünür tarihlerine hakimdir. Ancak daha derin enerji, ‘prestij, meydan okuma, ayartıcı ve düşmanca güdüler’ gibi başka bir yerden gelir’ diyerek gücünü akıl ve mantıktan alan modern batı kültürü ve özellikle Aydınlanma varsayımlarını bir kalemde yıkar geçer.

 

O özel olarak bir öğretinin değil, genel olarak bir stratejinin adamıdır. Bu duruşunda hemşehrisi R. Garaudy’yi hatırlamamak mümkün mü? Ne demişti merhum: ‘cemaatimi değiştirdim ama safımı değiştirmedim’.

 

Onun felsefi kaynağı Nietzsche’dir. Özyıkıcı nihilizme karşı Nietzsche’ci ‘hayatı olumlama’yı tercih eder. Ahlak anlayışında Alman ekolünün izleri vardır. Toplumsal entegrasyon için ekonomik üretim yerine tüketim ve boş zaman kavramlarını önceleyerek Marksist kuramdan uzaklaşır.

 

Baudrillard düşünce sisteminin merkez kavramlarından biri olan Simulakr, gerçekliğin görüntüye indirgenmesidir.  Buna göre, teknoloji ve tüketim toplumu üzerinden gerçeklik sona ermiş artık hipergerçekliğe geçilmiştir. Teknoloji gerçeği emmiş ve simülakr hale gelmiştir. Eşya özünden koparılmış endüstriyel bir hammaddeye dönüştürülmüştür.

 

Örneğin Disneyland simülakr düzen için en güzel örnektir. Burada düşsel bir evren vardır, gerçek minyatürleştirilmiştir. (Simülakrlar ve Simülasyon, J.Baudrillard)

 

Ona göre, bir köken ya da gerçeklikten yoksun gerçeğin modeller aracılığıyla üretilmesine ‘hipergerçek’ ya da ‘simülasyon’ denir.

 

Egemen güçler simülasyonlar üzerinden algı operasyonları yapmakta, iyi ve kötüye dair düşsel zeminler, uzamlar yaratmaktadırlar. Çünkü simülasyon, gerçeğin yerini almış modellerden oluşur.

 

Bu anlamda Samiri bir simülakr’dır; elçinin izinden alarak yaptığı ve İsrailoğullarına tanrı diye sattığı ve esasen kadim bir inanca tekabül eden buzağı da simülasyon nesnesidir.

 

Şirk düşüncesi böyle okunduğunda alemlerin rabbine ortak koşma ve hakikati görüntüye indirgeme simülasyon, müşriklerin elleriyle yontup taptıkları ise simülakrlardır.

 

Atalar dini üzerinden toplumsal algılar ve egemenlik alanları yaratan Mekke aristokrasisini de simülakrlar ve simülasyon üzerinden okuduğumuzda Boudrillard sistemi açıklayıcı olacaktır.

 

Simülasyon gerçeğe perde çekmez, gerçeğe müdahale eder. Tahrif etmekle yetinmez yerine geçer, o imiş gibi davranır. Özünde iktidar kokan bu müdahale gerçeğin hipergerçekle yer değiştirmesi ile sona erer.

 

Şirk sosyolojisi de aynen bu değil midir? Vahyin yerini almaya çalışan ve tanrıdan rol çalan geleneksel ve modern sapmaların tamamı bu minval üzere değil midir?

 

İncil ve Tevrat’ın maddi müdahaleler ile farklı bir hipergerçeklik uzamında kutsala büründürülmesi ile simülatif yüklemelere maruz kalmış Kur’an’ın kendi tanım dünyasının dışında terimler ile anılması da tahrif kapasitesi yüksek insanın tarihten bugüne akan çarpıcı simülasyon örneklerindendir.

 

Tek ya da çift kutuplu dünya ve ona ait güç dengeleri, modernizmden postmodernizme geçiş, AVM’ler, ikiz kuleler, borsa, şans oyunları, sinematografi, medya ve daha birçok unsur gerçekliği sahte yanları ile emmiş ve ortaya hipergerçekliği ya da nesnel cehaleti koymuştur.

 

Simüle etmek gerçek olmayanın sunumunu hakikatmiş gibi sunmaktır. Sanal alem denen uzamsallık bir simülasyondur, eşyanın özüne yabancılaştırılması, değerlerden kopan bir dünya, hayatın fetişleştirilmesi, refah toplumu, ilerlemecilik, kalkınma fetişleri, binyıl yaşama arzusu, cenneti yeryüzüne indirme çabası hep bir simülakr ve simülasyon tezahürleridir.(Ferda E. Uyulan)

 

Ruhun bedenle, kurgunun vaka ile yer değiştirmesi, imajın her şey olarak sunulması, kapitalizmin kendisini nihai gerçeklik olarak sunması simülasyon halleridir. Bu uzamda artık simülakr taklit değil gerçektir. Platon’un mağarasındaki gölgeler simulakrın en güzel örneğidir.

 

Avrupa ve Amerika kültürlerini farklı değerlendiren Baudrillard, Amerika kültürünün baştan aşağıya hipergerçekçi olduğunu söyler.

 

İran devrimini, Salman Rüşdü fetvasını, rehine krizini ve Saddam Hüseyin’i birçok batılıdan farklı olarak, ‘batı kültürü ötekinin radikal başkalığına tahammül edemez’ tespitiyle okur. Çünkü batı kültürü, dünyanın homojenleştirilmesine yönelik emperyalist bir süreçtir.

 

Batının İslam veMüslümanlar algısına da onurlu bir bakışı vardır. Ona göre, ‘Amerika ve Batı bir gerçeği anlamıyor: Esas mesele bir çeşit düşmanlıktan ziyade, kendi benmerkezcilikleri, bencillikleridir. Buna İslamiyet itiraz ettiği için Amerikalılar dünyada İslamiyet'i bloke ve nötralize etmek istiyorlar. Amerikalılar mert kahramanlar gibi savaşmıyorlar, imha ediyorlar ve misyoner gibi çarpışıyorlar. Müslümanlar, bu virtüelleştirilmiş bilinmezlik ve simülasyonlarla dolu hayat tarzının içine çekilmek isteniyorlar. Biz Batı'da bu yüzden Müslümanları hor görebiliyoruz. Ama artık Batı bir kültüre sahip değil. Hakikat'in özlemini duyuyoruz. Bu profesyonelce virtualize edilen dünya ile barışık değiliz.’

 

Üretim’ ve ‘sömürü’ kelimeleri yerine ‘ayartma’ ve ‘aforoz’ (ölümcül stratejiler) kelimelerini önerdiğinde açık bir Foucault etkisiyle seslenir okurlarına. Foucalt’da ‘aklın’ yerini alan ‘delilik’ ne ise Boudrillard’da ‘hayat’ın yerini alan ‘ölüm’ aynı şeydir.

 

Ancak iki düşünür arasındaki bu simetrik duruş Boudrillard’ın ‘Foucault’yu Unutmak’ adlı eseri ile farklılaşır. O, Foucault’nun her yerde hazır ve nazır (biyo) iktidar düşüncesini, sessizlik ve kayıtsızlık suretindeki iktidarın modern toplumda direnişe dönüşmesi önerisi ile eleştirir.

 

Ayartma’ üzerinden cinsel özgürlük sloganının feminist hareketi ayarttığını ve sembolik düzende (alt yapı üst yapı alternatifi) cinsiyet farkının tamamlayıcılığına, modern kültürde ise cinselliğin ayrıştırıcı/kışkırtıcı kullanımlarına dikkat çeker.

 

Baudrillard’ı okurken tıpkı Foucault okumaları gibi üç boyutlu resimlerin arkasına varıldığında alınan lezzet vardır. Uzun, soyut, paradoksal, karşıt-sarmal, sembolik, karışık cümleler ile aklın imkan sınırları, hayatın derin sırları, bilginin naif uzamsallığı gibi konularda sürükleyip götürür okuyucuyu.

 

Baudrillard, sembolik düzen ile göstergesel düzenin karşıtlığını kanıtlamak için ekonomik, politik, cinsel, kültürel, edebi, ekolojik, medyasal, tarihsel, sosyolojik, antropolojik veriler kullanır. Max Weber’le olan benzerliklerine rağmen Weberyen tarihsel tanılama ve realizm yerine o, ayartma ve simülasyon temelinde karşılaştırmalı bir okumayı seçer.

 

Aydınlanma projesine ‘hayır’ diyebilen nadir aydınlardandır. Liberal demokrasi, insan hakları ve eşitlik gibi modern tezleri en totaliter rejimlerden daha tehlikeli bulur. Çünkü modern batı hurafeci bir düzeni bilimle yıkmak yerine bilimle daha radikal hurafeci bir düzen tesis etmiştir.

 

O postmodernizmi yalnızca reddetmez aynı zamanda amansız bir karşı savaşçı olur. Ama konuyla ilgili müstakil yazılardan çok farklı çalışmalarda kullanılan kavramsallaştırmalar düzeyinde çıkar karşımıza post modernizm karşıtlığı.

 

Aslında Baudrillard’ı, ‘ne söyledi’den çok ‘neleri reddetti’ şeklinde tanımak daha isabetli olabilir. Örneğin, Althusser ve Marksistlerden farklı olarak burjuva hakkını, bir ideoloji olarak hümanizmi, Aydınlanma projesini, teknolojik kusursuzluğu, umutsuzluk biçimlerinin tamamını ve sosyalizm ile feminizmin köle ahlakını reddeder. (Radikal Belirsizlik, M.Gane)

 

Daha çok refah toplumu, tüketim sosyolojisi, nesne tüketimi ve baskıcı bayağılaştırma üzerinden kapitalizmin yeni evresine dikkat çeker.

 

Kadının özgürleşmesini kadının kapitalizmin tuzağına düşmesi olarak değerlendirir ve feminizmle arasına hep mesafe koyar.

 

Tam bu noktada kurgusal özgürlüklere dikkat çeker ve kültürel arka planı olmayan özgürlük dolaşımına ‘modernliğin patladığı an’ der. ‘’Politik özgürleşme, cinsel özgürleşme, üretici güçlerin özgürleşmesi, yıkıcı güçlerin özgürleşmesi; kadının, çocuğun, bilinçdışı itkilerin özgürleşmesi, sanatın özgürleşmesi…” gibi simülasyon araçlarını bilgece deşifre eder.

 

Gramsci’yi hatırlatan hegemonya merkezli şu cümleleri ise teknoloji yoğun emperyal zamanlar için bir çığlıktır:

 

“Modern dünyada hâkimiyet hegemonyaya dönüştü ve tüm değerler tuzla buz oldu. Bugün sistemin yanında yer alıyoruz, oysa onun rehiniyiz. Ebu Gureyb Cezaevi’ndeki şiddet ve pornografi görüntüleri, sistemin maskesini düşürmüştür. Modern dünyada, aşkınlığın kalkmasından sonra, kaybolanlar yapay olarak ortaya çıkıyor. Sistem tersine döndü; kendi yıkımını beraberinde getiriyor. Kaderinden kaçamıyor. Şunu düşünmemiz lazım: Neden zeka iktidarda değil? Acaba sanal bir felakete mi gidiyoruz? Herkesin birbirine kablolarla bağlandığı bir dünya mı bekliyor bizi?”

 

Baudrillard kendi kültür ve düşünce ikliminde tıpkı Garaudy gibi politik romantizmin iki kutbu olan De Gaulle ve komünistlerden uzak duran radikal bir isabettir.

 

Elbette Baudrillard, Marks ve Nietzsche arasında karşılaştırmalı antropoloji okumaları ile ya da göstergeler ile semboller sarmalında çok tezli bir düşünür olarak okunursa daha iyi anlaşılacaktır.

 

Böylesi bir okuma Baudrillard’ın Marksın düşünce dünyasındaki üretim tarzını aşmakla kalmadığını aynı zamanda yeni bir evre ya da kerte olarak bunun tüketim toplumundaki karşılığı olan ‘enformasyon devrimi’ni sunduğunu imleyecektir.

 

Komünizm sonrası dünyanın postmodern kolonyal evrim geçirdiğini ve aslında bilimlerin bu evrilmeyle beraber belirsizlik yaşadığını söylediyse de o kozmik anlamda kaostan/belirsizlikten değil daima düzenden yana oldu.

 

Her durumda sosyal, politik ve kültürel sorunlara çözümler araması ‘belirsizlik’ten kaçışının en önemli göstergesidir.

 

Dolayısıyla Mike Gane’den farklı olarak, ‘radikal belirsizlik’ten çok ‘radikal duyarlılık’ tanımlamasının aydınlar sosyolojisi (Sabri F. Ülgener) açısından Baudrillard için daha doğru olduğunu düşünüyorum.

  

 

 

                                                                                        

 
Etiketler: BAUDRİLLARD:, RADİKAL, DUYARLILIK,
Yorumlar
Diğer Yazılar
ŞİİRİN GÜNCESİ -7- 'SULTAN'
BAUMAN’IN ‘AKIŞKAN DÜNYA’SI
Kaç Engerek soyundan, Sığın Aydınlığın Rabbine
ZAMANA DÜŞEN BİLİNÇ SAHNELERİ
FİKRETMENİN KARAKTERİ
ŞİİRİN GÜNCESİ -6- ‘SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE’
BENDEKİ NOTLAR -8-
KARANLIĞIN KÜLTÜRÜ
MÜNACAT
KARTEZYEN BİLİMDEN SİSTEMLER YAKLAŞIMINA
YAŞAMIN ANLAMINA DAİR BİR GÜZELLEME
AKIL, DÜŞÜNME VE BİLGİ
NE YAPMALI?
Aytmatov’dan Bir Nefes: ‘Gün Olur Asra Bedel’
'İslam Deklarasyonu': Yeniden İman Çağrısı
Medya ve Yeni Bir Dil Sorumluluğu
ŞİİRİN GÜNCESİ -5- ‘SEMUD’
POST MODERN TÜKENİŞ
BAŞKALARININ AŞKIYLA BAŞLIYOR HAYATIMIZ
Kir Tortuları
YIKIN EFENDİLER YIKIN!..
1950-60 ARASINDA BİNGÖL’DE SİYASAL HAYAT
Şiirin Güncesi -4- 'ÇAĞDAŞLAR İÇİN'
BENDEKİ NOTLAR -7-
Akif Emre ve 'Göstergeler'
Çok Partili Hayat ve İlk Muhalefet: Milli Kalkınma Partisi
ŞİİRİN GÜNCESİ -3- ‘SUYU ANDIK VE ÇOCUKLAR SUYA GİRDİ’
İHTİLAF VE TEFRİKA KARŞISINDA BİLGELİK
İNSANA DAİR -1-
BENDEKİ NOTLAR -6-
ŞİİRİN GÜNCESİ -2- ‘KARDEŞİME MEKTUP’
BENDEKİ NOTLAR -5-
RUHUN ‘ÖZGÜR’ HALİ
ŞİİR’İN GÜNCESİ -1- ‘GECE’
BATI DÜŞÜNCESİNİN KIRILMA ANLARI
SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
DÜŞÜNMEK KADAR ASİL
KARTEZYEN DİNDARLIK
BENDEKİ NOTLAR -4-
SEYYİD KUTUB YORGUNLUĞU (MU?)
YARGI DEĞİL İSTİKAMET
MUHATAPLARA BEYANIMDIR İNSAN KALBİYLE DÜŞÜNÜR
BENDEKİ NOTLAR -3-
SÖYLE MARGOS NERELİSEN?
SELAM OLSUN ÜÇÜNCÜ YOLA
SİSTEM VE UYGULAYICILAR
YERLERİN ÖĞRETMENİ, GÖKLERİN ÖĞRENCİSİ: ALİYA
EVRENSEL OLAN NEDİR/KİMDİR?
VARLIK, AKIL, ADALET, EYLEM, SÜKUN VE RÜCU
Hüznün Zaman Sarkacı: Eylül
BENDEKİ NOTLAR -2-
BENDEKİ NOTLAR -1-
HAYDİN FELAHA
Çocuk ve Merhamet
SÜKUT MAKAMINDAN KLAS MEKTUPLAR
YAŞAM BİLGELİĞİ YA DA MUTLULUK ÖĞRETİSİ
TARKOVSKY VE SİNEMA SANATI
TEO-POLİTİK NOTLAR
AKLIN MEKAN İLE İMTİHANI
.
BİNGÖL Egazete
Yazarlar
Önemli Haberler
Anketler
Belediye'ye devredilen askeri alana ne yapılsın ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv