Yazı Detayı
22 Mayıs 2018 - Salı 16:20 Bu yazı 426 kez okundu
 
BAUMAN’IN ‘AKIŞKAN DÜNYA’SI
Yusuf ALİOĞLU
aburtaskiray@gmail.com
 
 

           Bir anı diğerinden koparan, her kareyi kendinde içkin bir ilahlık histerisi ve yine unutulma psikozu ile patolojik kılan, sonraki halkanın öncekini inkar ve imha ettiği, hafızasız ve hatırasız, biteviye ilerlemeci,  ümitleri endişe ile traşlayan ve durmaksızın çılgınca değişen dünya için Zygmunt Bauman ‘Akışkan Modern Dünya’ diyor.(Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup, Z.Bauman)

 

            Akışkanlık, modernitenin tüm sabiteleri yerinden sökerek ve düşünceyi yer çekim kanunundan sıyırarak, bugünün doğrularının yarının yanlışları olabildiği, muhkem, kavi, vakur duruşlar yerine ‘esnek’ metotların yüceltildiği, urvetu’l vuskasız bırakılan toplumların sanal bilgi çöplüklerinde tükendikleri hayatın adıdır.

 

            Bauman’a göre akışkanlık, öncelikle insanlığın yaşadığı her noktada hakimiyetini ilan ederek buralara ait öznelliği küresel kültür iktidarı ile yok etti. Walter Benjamin’in denizci ve köylü hikayeleri şeklinde tasnif ettiği ‘coğrafya, yaşanmışlıklar ve hayal sınırları’ bu rüzgar karşısında tükenerek tarihe çekildi. Artık ne mekan ne de hafızalar yeni iktidar renginden azade değildi.

 

            Eşanlı olarak insanı hemcinsinden uzak tutacak, güvensizliği ve rekabeti karşı tarafı yok etmenin meşru gerekçeleri kılacak bir algı ile belirsiz dünyada ‘yalnız’ bireyler yaratıldı. Sokak, mahalle ve ev içinde yalnızlaşarak dostluğu ve muhabbeti, paylaşmayı ve dertleşmeyi unutan insan modelleri. Sanal alem tam da bu esnada yalpalayarak bir aya bir dünyaya çarpan modern birey için kurtuluş adresi gibi sunuldu. Ancak burası sorunları gerçeklikte sadece derinleştirdi.

 

            Bauman’ın dediği gibi, ‘yalnızlıktan kaçarken tek başınalık (şahsiyet olma Y.A.) şansını yitiren birey’ler çoğaldı.

 

            Kontrolsüz bir hızla akan yeni yaşam modeli kendi zemininde makul olan kuşaklar arası bakış farklılığını tahayyülü dahi imkansız tecrübeler ile tatlı bir rekabetten düşman kardeşler moduna çevirdi. Yaşlılar gençleri ‘öküzlük’le gençler de yaşlıları ‘kendilerine enkaz bırakmakla’ suçlar oldular.

 

            Sürekli acil durumların yaşandığı, bitmeyen koşturmalar ve asla ulaşılamayacak menziller algısının yaşandığı günümüzde ‘gerçek davranış’lar tükeniyor. ‘Tez canlı/aceleci (enbiya/37) yaratılmış’ varlıkların artık selamlaşmayı, tebessümü, teması zaman kaybı ve irrasyonel bulduklarını belirtmeliyiz. Elektronik nesil e-alem üzerinden eşya, bilgi ve ilişki tüketiciliği ile malül pratikler üretiyor.

 

            Hızın kutsandığı akışkan hayattan iletişim de nasibini aldı. Diyaloglardaki içtenlik, yüz yüzelik, samimiyet bu hız anaforunda buhar oldu. Sanal alem üzerinden iletişim yeni bir mekanik ve soğuk dil geliştirerek fıtrata mebni paylaşımların kökünü kazıdı. Önemsenmeyi ve görünür olmayı hayatın merkezine koyan bu savruluş daha fazla kişi tarafından bilinmek için özel hayatını, faydasız bilgileri, kişiye mahsus halleri piyasa ederek daima gündemde kalmak ister. Bir tür şöhret hastalığı diyebileceğimiz bu saplantı, sahibini sahici ilişkilere yabancılaştırır. Bauman’ın deyişiyle ‘renkli dergilerde boy gösteremeyen sıradan kimseler örneğin tweeter (ötücü kuş) üzerinden meşhur olmaya’ çalışırlar.

 

            Hızlı hazza dayalı modern hayat stratejilerinin dumura uğrattığı alanlardan biri de cinselliktir. Kız ve erkek çocuklarındaki hormonal gelişimi bazen baskılayarak nötr genler geliştiren veya aşırı görsel ve işitsel yüklemelerle hormonlara erken doğum yaptırarak cinselliği erken yaşlara çeken haz kültürü niceliksel yoğunluklarla konuya dair nitelik/fıtrat alanlarını tüketir. Bu stratejiler mahrem olanı kamusallaştırarak şeyleştirme, sıradanlaştırma işlevi görürler. Bu süreçlerin ayyuka çıkardığı ‘cinsel taciz’ konusu da giderek yaygınlaşan ve özellikle çocukları mağdur eden bir davranış olarak akışkanlığın içinde maalesef yerini almıştır.

 

            Akışkan hayatın çer çöpü evlerimize, çantalarımıza, ruhlarımıza öylesine siner ki bir müddet sonra kim olduğumuza dair sancılar yaşarız. ‘Kim olduğumu bana kim söyleyebilir’ (Shakespeare) halleri yaşayan modern insan taktığı maskelerden hangisinin kendisi olduğunu karıştırır. İş, meslek, sanat, siyaset, mahrem alan, kamusal alan, eğitim, din, hukuk derken aidiyet ve bağımsızlık bunalımı yaşar.  ‘Ben kimim ve neyim’ içselliğindeki egemenlik, kamusal hayat dışsallığındaki bağımlılığa dönüşür. Her şeyin orta yere döküldüğü bir ilişkiler ağında sırdaşlık, ahbaplık, arkadaşlık gibi aslında sosyalliğin zirve örnekleri sayılacak müstesna örnekler de tükenerek kişiyi yalnız bırakır. Kalabalıklar içinde yalnızlık çeken ve bunun farkındalığını bilinç düzeyine çıkaramayan birey derin sancılar ile bir türlü normalleşemez.

 

            Bauman’’a göre, ‘cep telefonu yalnızları sürekli temas halinde tutarak’ akışkan düzenin devamlılığını sağlamaktadır. Ayrıca cep telefonu literatüründeki ‘erişilir olma’ hali siyasal anlamda iktidarın kontrol ve yönlendirme işlevlerini de anımsatmaktadır. Her an kontrol edilebilen sürüler yani. Bu aygıt, George Orwell’ın 1984’teki ‘Büyük Birader’ veya ‘Düşünce Polisi’nin zihinleri dahi kontrol altına almak için dört yana kurdukları telescreen’leri hatırlatır. Şu farkla ki, romanda yazar otoriterliğin dışavurumsal somut izleklerinden biri olarak telescreen kullanırken, günümüzde cep telefonları büyük bir aldatmanın aracı olarak özgürlük adına kullanılmaktadır. Gerçekte ikisi de birer kontrol aracı olarak karşımızda durmaktadırlar.

 

            Modern hayat akışkan ise bu akışkanlığı sıvılaştıran madde ‘reklam’dır. Bauman, ‘reklama yönelik mesajlar her an her yerde rahatsız edici bir ısrarcılıkta ve sinsiliktedirler’ der. Reklamlar güçlerini muhataplarının gönüllü kulluğundan alırlar. Bunu bir miktar Şerif Mardin’in ‘mahalle baskısı’ kavramsallaştırması ile bir miktar da Malik Bin Nebi’nin ‘sömürüye müsait olma’ tespiti ile anlayabiliriz.

 

            Akışkan hayatın yanılsamalarından biri de ‘ekonomik özgürlük’tür. Özellikle kadınların ve gençlerin kredi kartı kullanımı ayrıcalığı üzerinden düşürüldüğü borç batağı her gün büyümektedir. Borçlanmanın, kredi kullanarak atılım yapmanın kültleştirildiği dahası okullarda ‘borçla yaşama sanatı’nın öğretildiği bir zamanda elbette tefecilerin belirleyeceği koşullar rengini verecektir gidişata.

 

            Neal Lewson, ‘çocukluğun ticarileştirilmesi turbo tüketim dünyamızın en önemli etmenlerinden biridir’ der. Yine aynı yazar, ‘satın aldıklarımızı ne olmak istediğimize ve başkalarının hakkımızda ne düşünmesini istediğimize göre seçiyoruz’ der. Yani neyi satın alıyorsak biz oyuz. Eşyada mücessemleşen ya da tasavvuf diliyle söylersek eşyada fena olan şahsiyetimiz. ‘Sizi en iyi kol saatiniz anlatır’ diyen reklam anonsu da bunun en güzel örneklerindendir. Ya da sürekli kendini yenileyen araba modellerinin, ‘aldığınız kendinizden bir parça’ sloganı ile görücüye çıkması gibi. Aptallaşan birey de henüz elindeki aracın sınırlarına muttali olmadan bir sonraki versiyonun albenisine kapılarak bitimsiz menzillere koşar.

 

            Aynı şekilde modayı da ahmak akışkanlığın ritüellerinden saymak gerekir. Parçaların sürekli güncellenmesi bir fetiş olarak her şeyi belirliyor. Bu akım ve dolayımı kadın ve çocuk kategorisi ile bizleri karşı karşıya bırakıyor. Parayı ve güzel görünmeyi, ilgi görmeyi ve beğenilmeyi yaşamsal bir gıdaya dönüştüren kadınlar ve çocuklar, tüketimin, hazzın, hızın, sömürülmenin kadrolu personeline dönüşüyor.

 

            Moda kavramında öne çıkan devr-i daim fikriyatı bir fizik paradigmasını inşa ederek metafiziksel bilgiyi ve bilinci ya da daha öz tabirle örneğin kıyamet yani son fikrini sonsuz şekilde öteler ve erteler. Bunun ardında Yahudiler için söylenen ‘her biri binlerce yıl yaşamak ister’(Bakara/96) örneğindeki gibi aslında ölümsüzlük vardır. Bunun da üstünü kaşıyınca altından kadim bir sapma olarak ‘tanrılaşma’ histerisi çıkar. Akışkan hayat bireyi tanrı rolüne hazırlamaktadır. Sonsuza dek hareket halinde olma yani. Bitmeyi ve tükenmeyi kendine çok uzak görme eğilimi.

 

            Akışkan paradigma, kültürü, bireyin memnuniyetle peşinden koştuğu ya da mecburen katlandığı bir forma dönüştürdü. Günümüz kültür politikaları Pierre Bourdieu’nün de dediği gibi ‘hizmet üretmiyor sadece arzu, istek ve heves üretiyor’. Kültür dünyamız her an içindekiler ve ambalajı yenilenerek bir diğer versiyonu ile raflarda yerini alan büyük bir mağazaya benziyor. George Steiner bu durumu, ‘maksimum etki yaratmak ve anında gözden düşmek’ tespiti ile öne çıkarır. Çünkü Bauman’ın da dediği gibi akışkan dünyanın bir ‘halkı’ yok aksine baştan çıkaracağı ‘müşterileri’ vardır.

 

            Akışkan hayatın şeytanlaştırdığı alanlardan biri de ilaç endüstrisidir. Hasta, hastalık, hekim gibi kavramlar önce tıbbi koşul, doktor gibi kavramlarla yer değiştirdi. Marcia Angel’in dediği gibi, ‘İlaç şirketleri hastalıkları tedavi edecek ilaçlar geliştirmek yerine ilaçlarına uyacak hastalıklar geliştirmeye başladılar’. İlaç şirketleri daha çok form tutma, formda olma gibi manipülatif konular ve göstergelerle insanları sürekli peşlerinden koşturuyorlar.

 

            Bireyin heva ve hevesi için mobilize olduğu bu projede başkalarının dertlerine yakın durma ve çözümün bir parçası olma bilinci oldukça uzaktır. İbni Kayyım’ın Allah’ın ‘rahim’ ismi için kullandığı ‘rahman’daki içkin merhametin kullara ve eşyaya dönük tezahürü akışkan hayatta maalesef buharlaşır. Tanrı’yı evrenden kovan akışkan birey, Foucault’cu bir söylemle daha geniş iktidar alanları için kardeşlerine potansiyel ‘habil’ gözüyle bakar ve kurtlaşarak onları yok eder: homo homini lupus.   

 

            Mobil kişiliklerin övündüğü konulardan biri de neleri çöpe attığıyla ilgilidir. Eskilerden kurtulmanın fetişleştirildiği, sona erdirmenin dayanılmaz bir haz verdiği ve çöpe atılanların sayısı ile sosyal alanda itibar görüldüğü bir tuhaf davranış. Bu yaklaşım, kalıcı sahiplenmeleri yani hikayesi olan insan-eşya ilişkilerini bayağılaştırıyor. ‘Tek kullanımlık’ mottosu tüm alanlarda egemen söylem oluyor.

 

            Akışkan hayat ile tersi dönmüş seçkinler, güvensizlik, bunalım, tutarsızlık gibi sebeplerden dolayı kalabalıklardan kaçarak yüksek duvarlı sitelerde yaşamı seçerler.

 

            İletişim ve paylaşımın çok alt seviyede olduğu, bakışlarda endişenin hakimiyet sürdüğü, huzur yerine aslında yeni bir huzursuzluğun satın alındığı yerlerdir buralar. Bauman bu melankolik duruma ‘yalnız bırakılma için para ödüyorlar’ der.

 

            Yabancıdan uzak durmak ve korkmak ile beslenen site yani yalıtılmış hayatlar aslında saldırıya uğrama ve soyulma korkusunu daimileştiriyor.

 

            Türkiye’de son yıllarda büyük şehirlerde özellikle muhafazakar sermayenin de bu tarz eğilimler içinde olduğu tespitini yapmalıyız. Cenneti hem bu dünyada hem de öbür dünyada yaşama aceleciliği ve uyanıklığı da site metaforunun ontolojik ve bilişsel köklerinin beslendiği adresleri imler.  

 

            Akışkan hayatın etkin olarak kullandığı metaforlardan biri de televizyondur. İlkel kabileler ve dış dünya algısının gerçek dışılığına ait izleklerin tv üzerinden özellikle de siyaset ve liderler konusunda devam ettiğini söyler Bauman. Eski zamanlarda gözlerini gökyüzüne dikerek buradaki hareketler üzerinden efsaneler ve kehanetler üretilirken günümüzde televizyona (bilgisayar, tablet, cep telefonu vb.) dikilen gözler üzerinden modern hurafeler dolaşıma sokuluyor. Bauman, ‘gözlerin dikildiği araçlar değişse de ne hikayelerin özü ne de hikayeleri anlatanların amacı değişmiyor’ diyerek iyi ve kötünün, adalet ve zulmün tarihsel karşıtlığı ile bitmeyen mücadelesine dikkat çeker.

 

            ‘Kamera insanoğluna yönlendirilmiş en tehlikeli silahtır’ diyordu batılı bir başka yazar. Kurgusal gerçeklik (ümniyye) ya da gerçekliğin yeniden kurgulanması anaforuna tutulan insan Atasoy Müftüoğlu’nun deyişiyle sürekli ve kesintisiz olarak ‘maruz bırakılıyor’.

 

            Michel Foucault, ‘hayatta izleyeceğimiz yolu yaratmak ve bu yolu yaratırken aynı zamanda kendimizi de yaratmaktan başka çaremiz yoktur’ derken akışkan kuşatıcılık karşısında bireyin eylemsizliği dahi eylem bilerek karakterini bir keski gibi kullanmasını ve yaşadığı hayatı yontarak kendi yaşam alanını oluşturmasını önerir.

 

            Akışkan Hayat karşısında anlamlı, yüce, yaşamaya ve takdir edilmeye değer bir hayat için eylem halini öneren Bauman, modern insana ‘kendini var eden usta’ olarak Sokrates’i model gösterir. Ancak Bauman burda da farklılığını göstererek bireyin özerkliği ve şahsiyeti için Metin Önal Mengüşoğlu’nu hatırlatan bir tespit ile ‘modelleri taklit değil örnek alma’ davranışını ısrarla öne çıkarır.

 
Etiketler: BAUMAN’IN, ‘AKIŞKAN, DÜNYA’SI,
Yorumlar
Diğer Yazılar
ŞİİRİN GÜNCESİ -7- 'SULTAN'
Kaç Engerek soyundan, Sığın Aydınlığın Rabbine
ZAMANA DÜŞEN BİLİNÇ SAHNELERİ
FİKRETMENİN KARAKTERİ
ŞİİRİN GÜNCESİ -6- ‘SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE’
BENDEKİ NOTLAR -8-
KARANLIĞIN KÜLTÜRÜ
MÜNACAT
KARTEZYEN BİLİMDEN SİSTEMLER YAKLAŞIMINA
YAŞAMIN ANLAMINA DAİR BİR GÜZELLEME
AKIL, DÜŞÜNME VE BİLGİ
NE YAPMALI?
Aytmatov’dan Bir Nefes: ‘Gün Olur Asra Bedel’
'İslam Deklarasyonu': Yeniden İman Çağrısı
Medya ve Yeni Bir Dil Sorumluluğu
ŞİİRİN GÜNCESİ -5- ‘SEMUD’
POST MODERN TÜKENİŞ
BAŞKALARININ AŞKIYLA BAŞLIYOR HAYATIMIZ
Kir Tortuları
YIKIN EFENDİLER YIKIN!..
1950-60 ARASINDA BİNGÖL’DE SİYASAL HAYAT
Şiirin Güncesi -4- 'ÇAĞDAŞLAR İÇİN'
BENDEKİ NOTLAR -7-
Akif Emre ve 'Göstergeler'
Çok Partili Hayat ve İlk Muhalefet: Milli Kalkınma Partisi
ŞİİRİN GÜNCESİ -3- ‘SUYU ANDIK VE ÇOCUKLAR SUYA GİRDİ’
İHTİLAF VE TEFRİKA KARŞISINDA BİLGELİK
İNSANA DAİR -1-
BENDEKİ NOTLAR -6-
ŞİİRİN GÜNCESİ -2- ‘KARDEŞİME MEKTUP’
BENDEKİ NOTLAR -5-
RUHUN ‘ÖZGÜR’ HALİ
ŞİİR’İN GÜNCESİ -1- ‘GECE’
BATI DÜŞÜNCESİNİN KIRILMA ANLARI
SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
DÜŞÜNMEK KADAR ASİL
KARTEZYEN DİNDARLIK
BENDEKİ NOTLAR -4-
SEYYİD KUTUB YORGUNLUĞU (MU?)
YARGI DEĞİL İSTİKAMET
MUHATAPLARA BEYANIMDIR İNSAN KALBİYLE DÜŞÜNÜR
BENDEKİ NOTLAR -3-
SÖYLE MARGOS NERELİSEN?
SELAM OLSUN ÜÇÜNCÜ YOLA
SİSTEM VE UYGULAYICILAR
YERLERİN ÖĞRETMENİ, GÖKLERİN ÖĞRENCİSİ: ALİYA
EVRENSEL OLAN NEDİR/KİMDİR?
VARLIK, AKIL, ADALET, EYLEM, SÜKUN VE RÜCU
Hüznün Zaman Sarkacı: Eylül
BENDEKİ NOTLAR -2-
BENDEKİ NOTLAR -1-
HAYDİN FELAHA
Çocuk ve Merhamet
SÜKUT MAKAMINDAN KLAS MEKTUPLAR
YAŞAM BİLGELİĞİ YA DA MUTLULUK ÖĞRETİSİ
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
TARKOVSKY VE SİNEMA SANATI
TEO-POLİTİK NOTLAR
AKLIN MEKAN İLE İMTİHANI
.
BİNGÖL Egazete
Yazarlar
Önemli Haberler
Anketler
Belediye'ye devredilen askeri alana ne yapılsın ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv