Yazı Detayı
14 Şubat 2020 - Cuma 08:36 Bu yazı 4407 kez okundu
 
'CUMHURİYET'İN DOĞUSU'
Yusuf ALİOĞLU
 
 

Tek parti yıllarında Şark Vilayetlerinde umumi manzara nasıldı, Kemalist elitler bölge hakkında özellikle 1925 Şeyh Said hadisesi sonrasında ne düşünmüşler, ne yazmışlar, nasıl politikalar geliştirip ne tür tedbirler almışlar şeklinde bir merakınız varsa buyrun sorularınıza derli toplu bir cevap vesikası:

 

“CUMHURİYET’İN DOĞUSU: DEVLET, PARTİ, TOPLUM”

 

Muş Alpaslan Üniversitesi akademisyenlerinden Doç. Dr. Ercan Çağlayan imzalı kitap, Eylül 2019’da Pınar yayınlarından yayımlandı.

 

Geniş bir kaynakçanın ve titiz bir çalışmanın ürünü olan eser ilk defa kullanılan belgelerle alanında önemli bir boşluğu dolduruyor, dünden bugüne ‘anlama’ eksenli bir perspektif sunuyor.

 

Sekiz bölümden oluşan kitabın önsözünde yazar kitabın amacını, ‘tek parti döneminde aralarında başbakan, meclis başkanı, milletvekili, kıdemli asker, umumi müfettiş, parti müfettişi, vali, kaymakam ve diğer yerel bürokratların da bulunduğu Kemalist elitlerin Vilayat-ı Şarkiye hakkında hazırladıkları, tetkik, seyahat, intihap ve teftiş raporları ile resmi yazışmaları referans alarak Vilayat-ı Şarkiye’nin tek partili yıllardaki etnik, demografik, idari, ictimai, siyasi, iktisadi, kültürel ve bürokratik fotoğraflarını çekmeyi hedefliyor’ şeklinde özetler.

 

Giriş kısmında ise ulus devlet eleştirisini de içeren bir tespitle, merkeziyetçi, milliyetçi, bürokratik ve homojen bir toplum inşası için asimilasyon ve disasimilasyon politikaları ile iskan, sürgün, muhaceret, mübadele ve fiziksel şiddet politikalarının farklı siyasal argümanlarla uygulanması ele alınmış.

 

Buna göre; Vilayat-ı Şarkiye’de etnik yapının çoğunlukla Kürt ve Arap olması, dinsel motiflerin hakim kültürel kodlar olması ve sekülerizmde içkin milliyetçilik ve modernliğe mesafeli tutum dolayısıyla Kemalist Cumhuriyetin özel ilgisine mazhar olunmuştur.

 

Yazara göre, yoğunlukla 1925 Şeyh Said hadisesi sonrasında, bölgeyi çözümlemek esası ile işleyen iç emperyal politikalar kapsamında bölgeye ‘tetkik seyahatleri’ düzenlenir. Bu seyahatlerin hülasası olan raporlar rehberliğinde de ‘şark politikası’ oluşturulur ve bölge ‘Türkleştirilerek, medenileştirilerek’ sisteme entegre edilmek istenir.

 

Baştan aşağıya oryantalist ve kolonyalist bir aklın işleyişini ele veren ve İngiltere’nin Hindistan uygulamalarını hatırlatan ve bir tür tecessüs de diyebileceğimiz rapor tecrübesi maalesef Osmanlılara kadar uzanır.

 

Ayrıca, kitabın farklı sayfalarına serpiştirilen CHP idarecilerine ait ‘yönetmek için bilmek gerekir’ anonsu da, F.Bacon’ın ‘bilgi güçtür’ cümlesinden mülhem pozitivist bir hamle ile hem özü hem de şekli tahrif eden ‘yabancılaştırma’nın ve ‘sömürüye müsait hale getirme’nin bürokratik ifadesidir.

 

Bu dönem, “Rapor Cumhuriyeti” denecek kadar yoğun bir raporlama dönemidir.

 

Öyle ki; siyasi, askeri ve idari birimlerce, ormanın derinliklerinde bulunmuş bir yaratığı tanımlama ve algısına nüfuz ederek uygarlaştırma için cumhuriyete kullukta üstün bir mertebe sayılan ‘hizmete özel raporlar’la kaleme almışlardır.

 

Yazar, bölgeye hiza vermek üzere hazırlanan ‘Şark Islahat Raporu’ ve diğer raporları içerik açısından beş grupta toplar.

 

Buna göre: birinci grup raporlar Şeyh Said hadisesi sırasında ve akabinde hazırlanan raporlardır.

 

İkinci grup raporda ise, ‘Bölgede hususi bir adliye rejimi’nin kurulması, etnik unsurların Türkleştirilmesi amacıyla yatılı okulların açılması, Halkevleri/Halkodalarının daha faal kılınması, iktisadi gücün beyaz Kürtlere verilmesi, kızların yabancılarla evlenmesinin özendirilmesi’ gibi kültürel ve ticari nosyonlarla direnç noktalarını buharlaştırma politikaları uygulanır.

 

İçinde İsmet İnönü, Celal Bayar, Fevzi Çakmak ve Memduh Şevket Esendal gibi tanıdık isimlerin de bulunduğu üçüncü tip raporlarda ise Michel Foucault’yu hatırlatan ‘uyruklaştırma’ kavramı üzerinden dini araçsallaştıran ve ‘devletine kalben bağımlı insanlar’ inşa etmeyi hedefleyen güvenlikçi (iskan, sürgün, asimilasyon) politikalar öne çıkar.

 

Dördüncü grup rapor 1939-1951 yılları arasında hazırlanan raporlardır ki imzanın sahibi Bingöl ve Tunceli illerinin milletvekilliğini de yapmış olan Sahir Sılan’dır. Bu raporlarda daha çok, bölgenin mülki taksimatı ve sınırları, coğrafi özellikleri, toprak, nüfus, maarif, sağlık, ziraat, orman, adliye, yollar ve köprüler, elektrik ve su tesisleri,emniyet ve asayiş, halkın temayülleri, parti teşkilatı ve halkevleri gibi konular vardı.

 

Son grup raporlar ise mebusların ve parti müfettişlerinin bölgeleri ile ilgili olarak hazırladıkları ‘seçim bölgesi’ ve ‘teftiş bölgesi’ raporlarıdır. CHP bu raporlarla hem bölgeyi hem de bölgedeki kendisini (teşkilat, memurlar, kurumlar…) kontrol ediyordu.

 

Bunların yanında Şeyh Said Ayaklanmasını müteakip İçişleri Bakanı Cemil Uybadin tarafından hazırlanan raporda, ‘bölgede nüfus ve arazi sayımını yapılması, silahların toplanması, Türklük aşılayacak mektepler açılması, Bürokrasideki memurların Türk olması, şeyh ve aşiret reislerinin batıya sürgün edilmesi, bölgedeki gayrımüslim nüfusun (Ermeni, Suryani, Keldani, Nasturi) bölgeden çıkarılması ve sahip olduklarının Türklere devredilmesi’ gibi konular da vardır.

 

Aynı yıllarda TBMM Başkanı Abdulhalık Renda’nın hazırladığı ‘Tedkik Seyahati’ isimli raporda geçen ‘rahatsızlık veren işlerin başında bölgede Kürtçenin yaygın bir biçimde kullanılması’ raporun omurgasını oluşturan ibarelerdendir.

 

1925 tarihli bir diğer rapor da ‘Şark Islahat Planı’dır. Kürtçe konuşanların cezalandırılması, memurluklara Türklerin atanması, kız mektepleri marifetiyle asimilasyonun hızlandırılması ve bölgeye ecnebilerin girişinin yasaklanması ve Ermenilerden boşalan yerlere Balkan ve Kafkas muhacirlerinin yerleştirilmesi, Şeyh Said Ayaklanması ile ilgililerin ve yakınlarının Batı illerine sürgün edilmesi’ gibi konular bu raporda öne çıkan maddelerdir.

 

Bu raporda öne çıkan bir diğer husus ise, ‘bölge halkının aslen Türk olduğu ancak zamanla Kürtleştikleri’ ve bunun önüne geçmek için de dairelerde, mekteplerde, çarşı ve pazarlarda Türkçe dışında lisan kullananların cezalandırılması hususudur.

 

İsmet İnönü’nün 1935 tarihli ‘Şark Seyahati Raporu’ da bu meyanda önemlidir. Mustafa Kemal’e sunduğu raporda İnönü esas olarak güvenlik politikalarını öne çıkarır. İnönü, dönemin batı kaynaklı faşizm uygulamalarını da hatırlatan bir öneriyle ‘Kürt nüfusun artışını önlemek amacıyla biyopolitik bir önlem olan Kürt nüfusun kontrol altında tutulmasını’ önerir.

 

Celal Bayar imzalı ve 1936 tarihli ‘Şark Raporu’ ise bölgedeki otorite boşluğuna dikkat çekerek ordu ve jandarma mekanizmaları ile duruma müdahaleyi gündemleştirir.

 

CHP Genel Sekreteri Memduh Şevket Esendal’ın da 1942 tarihli ‘Memduh Şevket Esendal’ın Doğu İllerine Yaptığı Gezinin Raporu’ isimli bir raporu vardır. Raporda, bölgedeki muhacir iskanının yetersizliği ve yetersiz örgütlenmeden dolayı bölgenin ülke sathında hala bir ‘yama’ gibi durduğu tespitleri öne çıkar.

 

Kars mebusu Cevat Dursunoğlu’nun 1944 tarihli ‘Türkiye’deki Azınlıklara Dair İşler’ isimli raporu ise esasen Türkiye’deki etnik ve dini grupların ‘dil, kültür ve ülkü birliği’ açısından Türklük potasında eritilmesini merkeze alan bir rapordur.

 

Dursunoğlu, eğitim konusunda da bir öneri sunar. Buna göre, Bölgede ‘hususi bir maarif teşkilatı kurulmalıdır. Bölgenin çocukları yatılı ilkokullarına alınmalı ve buralarda çocuklara anadilleri unutturularak yerine Türkçe ikame edilmelidir.’ 

 

Maliye Müfettişi Burhan Ulutan tarafından 1947’de kaleme alınan ‘ Cenup-Şark Anadolu Hakkında Bazı Notlar’ isimli raporda ise tek parti uygulamalarının bölgede akim kaldığına dair tespitler ön plana çıkar. ‘Jandarma, tahsildar, hırsız ve tembel memurlardan dolayı halk idareden nefret etmektedir’ diyen Ulutan, militarist yöntemler yerine ‘iyi idare, güler yüz, müstemleke muamelesinden ve şiddet siyasetinden vazgeçme’ gibi farklı bir dili yöntemi içeren öneriler sunar.

 

Kitap boyunca sıralanan raporları ve içeriklerini bir akademisyen tevazusu ile değerlendiren Çağlayan, ‘Umarız, bu çalışmayla, tek parti dönemi ‘Şark Politikası’nı devletin resmi kişi ve kurumlarınca hazırlanan raporlar ve resmi yazışmalar üzerinden, bir nebze de olsa açığa çıkarmaya muvaffak oluruz’ temennisinde bulunur.

 

Sonraki sekiz bölümde ise farklı iller, kazalar ve buralara dair raporlar ele alınır.

 

Kitabın birinci bölümünde, ‘İntihap ve Teftiş Raporlarında Elazığ: Murakabe ve Nezaret’ başlığı ile CHP’nin bölgede Elazığ için biçtiği özel öneme dikkat çekilir. Bingöl ve Tunceli’nin dini ve coğrafi yapısının kontrolde yarattığı sıkıntılar yerine ‘imanlı memurlar’ eliyle Elazığ’ın daha az problem çıkartacağı ve entegrasyonunun daha hızlı olacağı işlenir.

 

Elazığ Mebusu Fethi Altay’ın 1942 yılında hazırladığı seçim bölgesi raporunda ilin coğrafi, idari, iktisadi, adli ve kültürel fotoğrafı sergilenmeye çalışılır.  Rapora göre: eğitimde kısmi iyileşmeler olsa da kronik sorunlar devam etmekte, ziraat konusu özellikle eleman kifayetsizliği ile malul, küçük sanayi istenilen düzeyde değil, ihracat eski dönemlerin rakamlarından uzak, bayındırlık işleri önceki yıllara göre sönük, bölgede doktor ve sağlık memuru açığı hala devam ediyor. 

 

Bu bölümde, ayrıca Bitlis Mebusu Muhtar Ertan’ın 1943 tarihli teftiş raporu da paylaşılarak bazı belediye reislerinin idari yetersizlikleri, bölgeye büyük şehir belediyelerinde yetişmiş memurların gönderilmesi ile jandarma ve memurların halka kötü muamelesi ele alınır.

 

Raporda maarif, adliye, iktisat, ziraat konuları yanında dikkat çeken bir husus da, Alevi Seyitleri ile Sünni Şeyhleri konusudur. Ertan’a göre şu anda bunlardan rejime bir tehlike olmasa da daima teyakkuzda olunmalıdır. Bu kurumların etkinliğini kırmak için bölge sanat okulları açılmalıdır.

 

Kitabın ikinci bölümü, ‘Necmeddin Zahir Sılan Raporlarında Bingöl’deki Zaza Aşiretler: İctimai, Dini ve Siyasi Teamüller’ başlığı taşıyor.

 

Bu bölümde 1939-1950 yılları arasında Bingöl ve Tunceli milletvekilliği yapan Sılan’ın yazışmaları ve raporlarından hareketle Bingöl’deki Zaza aşiretleri hakkında bilgi paylaşımında bulunulur.

 

11 Kasım 1939 tarihli bir raporunda Sılan şu önemli bilgileri paylaşır: ‘Bingöl, emniyet ve asayiş zaruretiyle kurulmuş bir vilayettir. Vilayetin bazı kısımları cihan harbinde istilaya uğramış ve Şeyh Said hadisesine sahne olmuştur. Yöre halkı ‘Dağ Türkçesi’ konuşmaktadır.’

 

Çağlayan’a göre görev süresi içinde son derece titiz bir çalışma ortaya koyan Sılan’ın asıl gayesi ‘bölgede devletin varlığını daha görünür kılmak ve bölgeye Kemalist Cumhuriyet rejimi götürmek’tir.

 

Yine yazara göre, Sılan’ın yoğun çalışmalarına rağmen bölgede Türkçenin, halkodaları ve halkevlerinin istenilen düzeyde yaygınlaşmaması bölge insanının kırda yaşaması, adı geçen ideolojik aygıtlara mesafeli durması dahası Cumhuriyet rejimine mesafeli durması ile ilgili bir gerçekliktir.

 

Üçüncü bölümde ise ‘Erken Cumhuriyet Döneminde Muş: Kemalist İmar ve İnşa Politikaları’ çalışılmış.

 

Bu bölümde, Şeyh Said Ayaklanması sonrası Muş vilayetinin cezalandırılarak kazaya dönüştürülmesi ve Kemalizmin bölgede tahkimi için Muş Halkevi’nin (1934) faal kılınması öne çıkmaktadır. Cumhuriyet şehri oluşturma amacıyla şehirde dönüştürücü bir mimari perspektif (hükümet konağı, belediye hizmet binası, Jandarma komutanlığı, halkevi, istasyon, stadyum, ilkokul, ortaokul vs.) uygulandığı bilgisi de paylaşılır.

 

Kitabın dördüncü bölümü, ‘II. Dünya Savaşı Yıllarında Muş: Parti, Yerel Bürokrasi, Aşiretler ve Şeyhler’ başlığını taşıyor.

 

Bu bölümde CHP Genel Sekreteri Memduh Şevket Esendal’ın 1942 tarihli raporu ile CHP Muş Bölge Müfettişi Feyzi Kalfagil’in Muş ile ilgili 1945 tarihli genel raporu yakın plana alınıyor.

 

Adı geçen raporlarda Muş’un siyasi temayülü, devlete ve hükümete bakışı, etnik ve demografik yapısı, iktisadi durumu, Muş’taki Halkevlerinin faaliyetleri ve sorumsuz bürokratik işleyiş ile Malazgirt kazasındaki aşiretler, şeyhler, Ermeniler, kazada konuşulan diller üzerinden Muş’un II. Dünya Savaşı yıllarındaki durumu ele alınıyor.

 

Beşinci bölümde, İsmet İnönü’nün, ‘Devlet kuvvetiyle vücuda getirilmiş, kuvvetli bir Türk yuvası ve kalesi’ dediği Bitlis ele alınır. Bitlis ve çevresinin genel durumu CHP Muş Bölge Müfettişi Feyzi Kalfagili’in 1944 ve 1945 tarihli raporları esas alınarak işlenir.

 

Van ilinin ele alındığı Altıncı bölümde, yazar, ulus-devlet inşasında Türkiye Cumhuriyeti’nin, ‘din, dil, kültür ve etnisite’ sorunlarıyla karşılaştığı ve bu sorunları çözüm yolu olarak da ‘rapor’ kurumuna işlerlik kazandırdığını söyler.

 

Tek parti döneminde hazırlanan raporlarda Kürt sorununun etno-politik bir sorun olarak tanımlanmadığını, zihin yönlendirici bir söylem ile konunun ‘ecnebi kışkırtması, irtica, iktisadi azgelişmişlik, aşiretlerin ve eşkıyaların modern devlete direnci’ sadedinde servis edildiğini ekler.

 

Bu bölümde dikkat çeken konulardan biri, M.Ş.Esendal’ın raporunda geçen ve aslında ulus-devletin taşıyıcı kolonlarından biri olan demiryolu argümanının tersten etki ile Van periferisindeki kırsal nüfusun şehri istilada ve Kürtleştirmede oynayacağı fonksiyondan duyulan endişedir.

 

‘İdari Yapı, Umumi Müfettişlik ve Halkevi’ başlığı ile yedinci bölümde Midyat ele alınmış. Kürt, Türk, Süryani ve Ermeni nüfusun oluşturduğu Midyat ile ilgili raporlarda özellikle iskan politikası ve Türkleştirme faaliyetleri öne çıkar. Bu bölümde tek partili yılların kallavi aygıtlarından Umumi Müfettişlik hakkında bilgi paylaşımında bulunulur.

 

Kitabın sekizinci bölümünde ise ‘Diyarbakır-Cizre Şimendifer Hattı: Emniyet, Vahdet ve Refah’ başlığı ile işlenmiş.

 

Yazara göre, özellikle Mustafa Kemal ve İsmet İnönü tarafından belirlenen demiryolu politikası ulus devlet inşasında milli ittihadın sağlanması ve yurdun müdafaası gibi güvenlik politikalarının yanında sosyal ve iktisadi mülahazalar cihetinden de başvurulan önemli bir ideolojik aygıttır.

 

Sonuç kısmında ise yazar organize bir özetle, tek partinin bölgede özellikle ‘eğitim, ulaşım, bürokrasi, iskan ve sürgün politikaları’ uyguladığını; eğitimle bölge halkını ‘Türkleştirmek ve medenileştirmek’, ulaşım politikaları ile ‘bölgeyi devletin erişimine açmak’, bürokrasiyle ‘halkı devlete kalben bağlamak’, iskan ve sürgün politikaları ile de ‘bölgedeki Kürt nüfusu asgariye çekerek bölgesel hakimiyeti sağlamak ve rejime muhalefeti engellemek’ hedefi olduğunu söyler.

 

Sonuç:

Kemalist elitler dünya siyaseti karşısında özgün okumalar ile yol yürüyen bir güruh değildi. Okumaları, eğitimleri, bakış ve yorumlayışları ile idealizm adına sahip oldukları aydınlanma sürecinin kötü birer taklidi idi. Endüstri devrimi sonrası sömürü düzeninin kurumsallaştığı, milliyetçi paradigmanın kendini efendi ötekini köle kıldığı ve kapitalizmin yarınlarını muhkemleştirmek için büyük balıkların küçük balıkları yemeye, insanın kurtlaşarak hemcinsini kemirmeye kurgulandığı bir zamanda yerli ve milli olduğunu iddia eden jakobenler rapor fetişizminde içkin seküler ubudiyet ile bir kimlik inşa sürecine girdiler.

 

Yamuk bir formasyonla çeyrek yüzyıldan fazla bir süre ülkeyi idare eden bu akıl asla bilgi ahlakı ile hareket etmedi. Pozitivizmin bilgiyi nesneleştiren hallerine teşne bir ardıllık üzere, yüzyıllarca kader birliği yapılmış bu coğrafyaya ve onun antropolojik öğelerine oryantalist ve kolonyalist müdahaleler yaptı. Sorunun adını doğru koymadı, çözüm için sosyolojik değerlerden istifade etmedi.

 

Bu müstekbir siyasa, halkı ‘devlete kalben bağlama’nın ve ‘tehlike’ olmaktan çıkarmanın sadece kamu yatırımları ile olmadığını/olamayacağını anlamadı… 

   

‘Cumhuriyet’in Doğusu’, emperyal dünyanın modern kodlarına entegre olmaya çalışan Kemalist jakobenizmin idare döneminde Şark Vilayetlerinde ahval-ı şeraitin nasıl olduğunu, muhalif bir hareket sonrasında kontrolü ele almak ve daim kılmak için hangi ideolojik aygıtların kullanıldığını bir kısmı ilk defa haberdar olduğumuz raporlar ışığında ve tamamen bilimsel bir kaygıyla okuyucunun istifadesine sunuyor.

 

 
Etiketler: 'CUMHURİYET'İN, DOĞUSU',
Yorumlar
Diğer Yazılar
UYMAK, UYUMAK, UYUŞMAK
'Yaklaşıyor Yaklaşmakta Olan...'
Asra Bedel Ömürler
“Görünmezsem Çıldırırım”
HESAPLAŞMA
FETTAN
VİTRİN UYGARLIĞI
İbni Battuta: Bilge Seyyah
ŞİİRİN GÜNCESİ -9- “Paltosu Pembe Kadın”
Ölçüsüz, Kaba, Merhametsiz, Gösterişçi ve Tüketici Bir Topluma Doğru
Kariyer-izm Modern Mankurtlaşmadır
Nuri Pakdil'in Ardından
BENDEKİ NOTLAR -9-
Gorki Kozmolojisinden Kucağımıza Dökülenler
Gölgeler ve Gölgedekiler
ŞİİRİN GÜNCESİ -8- "Kaybola"
Sükut Üzere Bir İsyan Çağıltısı
Aydınlık ‘Aydın’ Yüzlerle Gelir
Zamanın Ruhuna Antik Çağlardan Bir Nefes Niyetine: ‘Ölüler Kitabı’
‘YENİ TÜRKİYE PARTİSİ’ ve BİNGÖL SERENCAMI
Oyunbozan değilim, oyun bozuk…
1960-70 YILLARINDA BİNGÖL’DE SİYASAL HAYAT
Sanatçı ve Toplum
“Bir İnsanın Kim Olduğunu Güçle İlişkisi Belirler”
'Yazı'yı Denemek
Şehir ve Kent Geriliminde İnsan
Nereden Nereye
Cehaletin Halleri
İLAHLAR ÇOCUKLARIMIZI TÜKETMESİN
GÖSTERİ TOPLUMU
ŞİİRİN GÜNCESİ -7- 'SULTAN'
BAUMAN’IN ‘AKIŞKAN DÜNYA’SI
Kaç Engerek soyundan, Sığın Aydınlığın Rabbine
ZAMANA DÜŞEN BİLİNÇ SAHNELERİ
FİKRETMENİN KARAKTERİ
ŞİİRİN GÜNCESİ -6- ‘SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE’
BENDEKİ NOTLAR -8-
KARANLIĞIN KÜLTÜRÜ
MÜNACAT
KARTEZYEN BİLİMDEN SİSTEMLER YAKLAŞIMINA
YAŞAMIN ANLAMINA DAİR BİR GÜZELLEME
AKIL, DÜŞÜNME VE BİLGİ
NE YAPMALI?
Aytmatov’dan Bir Nefes: ‘Gün Olur Asra Bedel’
'İslam Deklarasyonu': Yeniden İman Çağrısı
Medya ve Yeni Bir Dil Sorumluluğu
ŞİİRİN GÜNCESİ -5- ‘SEMUD’
POST MODERN TÜKENİŞ
BAŞKALARININ AŞKIYLA BAŞLIYOR HAYATIMIZ
Kir Tortuları
YIKIN EFENDİLER YIKIN!..
1950-60 ARASINDA BİNGÖL’DE SİYASAL HAYAT
Şiirin Güncesi -4- 'ÇAĞDAŞLAR İÇİN'
BENDEKİ NOTLAR -7-
Akif Emre ve 'Göstergeler'
Çok Partili Hayat ve İlk Muhalefet: Milli Kalkınma Partisi
ŞİİRİN GÜNCESİ -3- ‘SUYU ANDIK VE ÇOCUKLAR SUYA GİRDİ’
İHTİLAF VE TEFRİKA KARŞISINDA BİLGELİK
İNSANA DAİR -1-
BENDEKİ NOTLAR -6-
ŞİİRİN GÜNCESİ -2- ‘KARDEŞİME MEKTUP’
BENDEKİ NOTLAR -5-
RUHUN ‘ÖZGÜR’ HALİ
ŞİİR’İN GÜNCESİ -1- ‘GECE’
BATI DÜŞÜNCESİNİN KIRILMA ANLARI
SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
DÜŞÜNMEK KADAR ASİL
KARTEZYEN DİNDARLIK
BENDEKİ NOTLAR -4-
SEYYİD KUTUB YORGUNLUĞU (MU?)
YARGI DEĞİL İSTİKAMET
MUHATAPLARA BEYANIMDIR İNSAN KALBİYLE DÜŞÜNÜR
BENDEKİ NOTLAR -3-
SÖYLE MARGOS NERELİSEN?
SELAM OLSUN ÜÇÜNCÜ YOLA
SİSTEM VE UYGULAYICILAR
YERLERİN ÖĞRETMENİ, GÖKLERİN ÖĞRENCİSİ: ALİYA
EVRENSEL OLAN NEDİR/KİMDİR?
VARLIK, AKIL, ADALET, EYLEM, SÜKUN VE RÜCU
Hüznün Zaman Sarkacı: Eylül
BENDEKİ NOTLAR -2-
BENDEKİ NOTLAR -1-
HAYDİN FELAHA
Çocuk ve Merhamet
SÜKUT MAKAMINDAN KLAS MEKTUPLAR
YAŞAM BİLGELİĞİ YA DA MUTLULUK ÖĞRETİSİ
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
TARKOVSKY VE SİNEMA SANATI
TEO-POLİTİK NOTLAR
AKLIN MEKAN İLE İMTİHANI
.
BİNGÖL Egazete
Yazarlar
Önemli Haberler
Anketler
Belediye'ye devredilen askeri alana ne yapılsın ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Başakşehir FK
69
0
5
9
20
34
2
Trabzonspor
65
0
5
11
18
34
3
Beşiktaş
62
0
10
5
19
34
4
Sivasspor
60
0
8
9
17
34
5
Alanyaspor
57
0
9
9
16
34
6
Galatasaray
56
0
8
11
15
34
7
Fenerbahçe
53
0
11
8
15
34
8
Gaziantep FK
46
0
10
13
11
34
9
Antalyaspor
45
0
11
12
11
34
10
Kasımpaşa
43
0
15
7
12
34
11
Göztepe
42
0
14
9
11
34
12
Gençlerbirliği
36
0
16
9
9
34
13
Konyaspor
36
0
14
12
8
34
14
Denizlispor
35
0
17
8
9
34
15
Çaykur Rizespor
35
0
19
5
10
34
16
Yeni Malatyaspor
32
0
18
8
8
34
17
Kayserispor
32
0
18
8
8
34
18
MKE Ankaragücü
32
0
16
11
7
34
Arşiv