Yazı Detayı
25 Eylül 2019 - Çarşamba 08:34 Bu yazı 1108 kez okundu
 
Gölgeler ve Gölgedekiler
Yusuf ALİOĞLU
 
 

‘Gölge’ algısı öncelikle ‘gölge ve aydınlık’ şeklinde bölünmüş bir tasavvurun dışa vurumudur.

 

Abdurrahman Arslan’ın dediği gibi, ‘Grek aklının varlık alemini idealizm-materyalizm, gerçek-görüntü, öz- şekil, ruh- beden, fizik- metafizik, laicus- clericus, kutsal- profan, canonic bilgi- pozitivist bilgi ya da mevcut ve kurguya indirgeyerek bunlar arasındaki ilişkiyi anlama çabası’ bölünmüş yorumsamanın en güzel örneğidir. (Sabra Davet Eden Hakikat)

 

Antik Yunan düşüncesinin önemli isimlerinden Platon, sırtlarını mağara kapısına dönenler ile mağara duvarına yansıyan gölgeler üzerinden bir tanıma-tanımlama modeli geliştirmişti. İkili yapı üzerine kurduğu bu modelde Platon, dışarıdakilere öz/idea/noumen/ışık, duvara yansıyan gölgelere de fenomen der.

 

Platon’a göre fenomenler kendilerinden bir değere sahip olmayıp statik bir yapıya sahiptirler. İdealar alemindeki hakikat ise daima bir hareketlilik içinde olduğundan buradan nihai epistemik yapıya ulaşılamaz; bu da ‘bilgide izafiyet’ konusunu öne çıkarır.

 

Fiziksel olanla zihinsel olanı birbirinden ayıran batı düşüncesinde varlık ‘idea’ olarak görülmüş ve aklın imkanları ile tanımlanmaya çalışılmıştır.

 

İdeayı tanımlayan akıl aynı zamanda tanrı, tabiat, iktidar, beden gibi röper konuları da indirgeyerek/ötekileştirerek şeyleştirir. Bu durumda insan ve gerçeklik birbirinden bağımsız figürlere, etkileyen ve etkilenen rakiplere dönüşür.

 

Aynı akıl, varlık alemini de metafizik düalizm ile ‘maddi ve manevi’ düzen şeklinde açıklamış; maddi düzen 'alegorik', manevi düzen de 'hakiki' olarak tasarlanmıştır.

 

Her alana yansıyan bu tanımlama modeli kozmoloji literatürüne ‘dünyevi ve semavi düzen’, toplumsal hayata ise ‘din ve siyaset’ ayrımını/kavramsallaştırmasını kazandırmıştır.

 

Modern çağın entelektüel temelleri de nesnel dünya ile bu dünyanın algısı arasına konulan mezkur düalistik ayırıma dayanır.

 

Batı düşüncesinin noumen ve fenomen ayırımı üzerinden varlık alemine bakarak gerçekliği aklın sınırlarında kollaması kadim dönemlerden postmodern zamanlara ulaşan bünyevi bir handikaptır.

 

Hristiyan teologlar düalist yapı ve bilgide izafilik burgacına tutulmamak için uzun süre İncil’deki ‘İman etmedikçe bilemezsiniz’ ifadesini öne çıkardılar.

 

Hıristiyan anarşistlere göre Hz. İsa’nın yanlış anlaşılan ‘Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin’ sözünde saklı olan cismani ve ruhani güç ayrımının epistemik yansımalarını engellemek amacıyla ‘Bilmek için iman ediyorum’ diyen din adamları Grek felsefesinin akıl vurgusunu ‘iman’ ve ‘ahlak’ vurguları ile bastırmaya çalıştılar.

 

Ancak gölgeler metaforunda müşahhaslaşan bölünmüş akıl, Hıristiyan düşüncesinde gedikler açarak tevhid düşüncesini ‘baba-oğul-ruhul Kudüs’ şeklinde indirgemeci/parçalayıcı bir metotla teslise dönüştürdü.

 

Grek aklının düalist okumalarına maruz kalan Hristiyan teolojisi gibi İslami ilimlerin ve Müslüman düşüncesinin de aynı handikapları yaşadığını; bu akla ait ikili yapının önce Hıristiyan teolojisinde hakim bir alan yarattığını ardından da İslam düşüncesine gölgesini bırakarak bazı Müslümanları bu gölgeye aldığını söyleyebiliriz.

 

Bu bağlamda; göğe bakıp, güneşi, ayı, yıldızları ve diğer gezegenleri Allah’ı tesbih ile okumak yerine leğendeki suya düşen gök cisimlerinin aksinde Allah’ı aramak Grek gölgeciliğinin tasavvuf dolayımlı bir örneği değil midir?

 

Parmağa takılarak parmağın gösterdiği düzen ve insicamdan bihaber olan akıl, gerçek ve nesne arasında istikametsizlik fitnesine tutulan bir akıl değil midir?

 

Allah, risalet ve ahiret gibi mihver konularda vahyin belirleyiciliğinden koparak gerçekliği geleneksel ya da modern aklın yüceltmeciliği/indirgemeciliği ile aklın ya da naklin (diğer aklın) sınırlarına indirgemek de bizdeki gölge metaforunun uzantısı değil midir?

 

Akıl ve nakil ayrımında müşahhaslaşan anlama ve yorumlama tarzları Musevi—Hıristiyan geleneğine dayalı ‘teolojik’ tanımlama ile antik düşünce geleneğine dayalı ‘akılcı’ tanımlamanın bizdeki izdüşümü değil midir?

  

Aynı parçalanmışlığı İslam düşüncesindeki ‘şeriat, tarikat ve hakikat’ üçlemesinde ya da iman-amel ayrımında somutlaşan ‘amel imandan bir cüz müdür’ tartışmalarında da izlemek mümkün.

 

Yine muttakiler için bir hidayet rehberi olan Kur’an’ın anlaşılmasına dair sıralanan uzun ilimler listesi ile hakikatin anlaşılmasını Platon’cu seçkinler benzeri bir gruba ait gören; bazı Kur’ani konuların  (müteşabih, mensuh, batınilik yorumu, huruf-u mukattaa, tarihsellik vb.) anlaşılmazlığını savunan yaklaşımlar da insanın vahye ait bilgileri kategorize edilmiş bir akılla okumasının sonuçlarındandır.

 

Hermetik felsefe ile Yunan felsefesinden etkilenen Müslüman düşüncesinin hicri. 3. yy’dan itibaren kullanmaya başladığı ve irfani, burhani, beyani bilgi sistemlerinin her birine sirayet eden, ‘insanın fiziki varlığından bağımsız bir nefs ve bedenden ayrı bir ruh’ tanımı da (M.İslamoğlu) bu konudaki önemli misallerdendir.

 

Ayrıca İbni Rüşd’ün bir yöntem olarak Kur’an okumalarında kullandığı ‘burhani ve hatabi’ yorumlamanın da (İ.Eliaçık) Grek düalizmini ve Kant izafiliğini hatırlattığını belirtmeliyiz.

 

Gerçekliğe ulaşma konusunda imkanları elimizden alan Kant benzeri yasaklamalar ve bilgiye dair hiyerarşik yapılar ile gerçeklik dünyasını okuma ayrıcalığını seçkinlere tanıyan Platonvari sınırlamaların ve dar tanımlı ‘rasihun’ yaklaşımlarının bizde de kallavi örnekleri olduğunu kabul etmeliyiz.

 

Bu tespitle bakıldığında, canonic bilgi ve bilgelik yaklaşımının ilahi temsilciliği özel bir seçimle anlamasının bir benzeri de biz de kesbi ilmin yanındaki vehbi ilim değil midir?

 

Kartezyen özneye elfaz-ı küfür ile yaklaşan geleneğimizin metne bağlı yorumsamasının altında da metne bağlılığı mutlaklaştıran içkin bir Kartezyen özne ya da kendinde kartezyenlik yok mudur?

 

Tasavvufun dünyayı aşağı bir mekan görerek ahireti önceleyen yaklaşımı da ayrımlama ve ötekileştirme babında Grek aklını anımsatmıyor mu?

 

Müslüman düşüncesinin ana kolonlarından olan Sünni yorumdaki Hadis ve Rey çevreleri ile aynı yorumsamanın şia’daki izdüşümü olan Ahbari ve Usuli bilgi ve bakış mahfillerinin de aslında insana kendisini, eşyayı, toplumu ve bunlar arasındaki korelasyonu tanımlayan birer akıl sınırlaması olduğunu söyleyemez miyiz?

 

Bu geleneğin sürdürücüleri de Ortodoks bir duruşun izafiyetçi temsilcileri olmazlar mı?

 

Siyasal iktidarın meşrulaştırıcı aktörüne indirgenen dinin, Emevi, Abbasi, Seçuklu, Osmanlı gibi tecrübelerinin de aslında Kartezyen düşüncenin taşıyıcıları olduğunu söylemek yanlış mı olur?

 

Milli Görüş çizgisine ait siyasi çevrelerin yakın bir zaman öncesinde ‘gelenekçi ve yenilikçi’ şeklindeki kutuplaşmaları ve daha öncesinde merhum N.Erbakan ile merhum M.Esad Coşan arasında geçen ‘Ben Fatih’im sen Akşemseddin’ tartışmaları ile İran İslam Cumhuriyeti sürdürücülerinin devrim/inkılab hatıralarına gittikçe uzaklaşan bir süreçte ikili bir yaklaşımla ‘muhafazakar ve reformcu’ kavramları etrafında kümelenmeleri siyasal ictihad ve çoğulculuk dışında bir paradigma kaybını haber vermiyor mu?

 

Müslümanların hem Allah’ın kulu olmaları bilgi ve kabulü hem de Allah’ı tanımlama eylemleri Grek aklının yerine göre noumen yerine göre de fenomen ile yürüme ikircikliğinin benzeri değil midir?

 

Özetlersek; İslam düşüncesinde eşya tanımlanarak ötekileştirilen ve izafileşen bir nesne değil Allah’a ulaşma konusunda ‘tanıma’ vesilesi bir ayettir.

 

Çünkü yerlerde ve göklerde olan her şey Allah’ı tesbih etmektedir (Haşr/1). Eğer göklerde ve yerlerde Allah’tan başka ilah/lar olsaydı eşya, varlık, düzen, akıl, bilgi fesada uğrardı.(Enbiya/22).

 

Dolayısıyla Grek düşünce geleneğindeki ikili yaklaşımın İslami referanslara aykırı olduğunu ve örneğin bilgi kuramımızın varlık tasavvurundan bağımsız olamayacağını söyleyebiliriz.  Çünkü Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi İslam, İdealizm ve Materyalizm dışında üçüncü yol olarak mümkündür. 

 

Adem’i yaratıp onu varlığından haberdar kılan, halife ünvanı ile meleklere üstün tutan, öğrettiği kelimeler ile eşyayı isimlendirme ve kullanma bilgisi veren Allah, insan ile eşya arasında bir kavga/fesad düzeni değil barışık ve bütünleşik bir düzen murad etmiştir. 

 
Etiketler: Gölgeler, ve, Gölgedekiler,
Yorumlar
Diğer Yazılar
UYMAK, UYUMAK, UYUŞMAK
'Yaklaşıyor Yaklaşmakta Olan...'
Asra Bedel Ömürler
“Görünmezsem Çıldırırım”
HESAPLAŞMA
FETTAN
'CUMHURİYET'İN DOĞUSU'
VİTRİN UYGARLIĞI
İbni Battuta: Bilge Seyyah
ŞİİRİN GÜNCESİ -9- “Paltosu Pembe Kadın”
Ölçüsüz, Kaba, Merhametsiz, Gösterişçi ve Tüketici Bir Topluma Doğru
Kariyer-izm Modern Mankurtlaşmadır
Nuri Pakdil'in Ardından
BENDEKİ NOTLAR -9-
Gorki Kozmolojisinden Kucağımıza Dökülenler
ŞİİRİN GÜNCESİ -8- "Kaybola"
Sükut Üzere Bir İsyan Çağıltısı
Aydınlık ‘Aydın’ Yüzlerle Gelir
Zamanın Ruhuna Antik Çağlardan Bir Nefes Niyetine: ‘Ölüler Kitabı’
‘YENİ TÜRKİYE PARTİSİ’ ve BİNGÖL SERENCAMI
Oyunbozan değilim, oyun bozuk…
1960-70 YILLARINDA BİNGÖL’DE SİYASAL HAYAT
Sanatçı ve Toplum
“Bir İnsanın Kim Olduğunu Güçle İlişkisi Belirler”
'Yazı'yı Denemek
Şehir ve Kent Geriliminde İnsan
Nereden Nereye
Cehaletin Halleri
İLAHLAR ÇOCUKLARIMIZI TÜKETMESİN
GÖSTERİ TOPLUMU
ŞİİRİN GÜNCESİ -7- 'SULTAN'
BAUMAN’IN ‘AKIŞKAN DÜNYA’SI
Kaç Engerek soyundan, Sığın Aydınlığın Rabbine
ZAMANA DÜŞEN BİLİNÇ SAHNELERİ
FİKRETMENİN KARAKTERİ
ŞİİRİN GÜNCESİ -6- ‘SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE’
BENDEKİ NOTLAR -8-
KARANLIĞIN KÜLTÜRÜ
MÜNACAT
KARTEZYEN BİLİMDEN SİSTEMLER YAKLAŞIMINA
YAŞAMIN ANLAMINA DAİR BİR GÜZELLEME
AKIL, DÜŞÜNME VE BİLGİ
NE YAPMALI?
Aytmatov’dan Bir Nefes: ‘Gün Olur Asra Bedel’
'İslam Deklarasyonu': Yeniden İman Çağrısı
Medya ve Yeni Bir Dil Sorumluluğu
ŞİİRİN GÜNCESİ -5- ‘SEMUD’
POST MODERN TÜKENİŞ
BAŞKALARININ AŞKIYLA BAŞLIYOR HAYATIMIZ
Kir Tortuları
YIKIN EFENDİLER YIKIN!..
1950-60 ARASINDA BİNGÖL’DE SİYASAL HAYAT
Şiirin Güncesi -4- 'ÇAĞDAŞLAR İÇİN'
BENDEKİ NOTLAR -7-
Akif Emre ve 'Göstergeler'
Çok Partili Hayat ve İlk Muhalefet: Milli Kalkınma Partisi
ŞİİRİN GÜNCESİ -3- ‘SUYU ANDIK VE ÇOCUKLAR SUYA GİRDİ’
İHTİLAF VE TEFRİKA KARŞISINDA BİLGELİK
İNSANA DAİR -1-
BENDEKİ NOTLAR -6-
ŞİİRİN GÜNCESİ -2- ‘KARDEŞİME MEKTUP’
BENDEKİ NOTLAR -5-
RUHUN ‘ÖZGÜR’ HALİ
ŞİİR’İN GÜNCESİ -1- ‘GECE’
BATI DÜŞÜNCESİNİN KIRILMA ANLARI
SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
DÜŞÜNMEK KADAR ASİL
KARTEZYEN DİNDARLIK
BENDEKİ NOTLAR -4-
SEYYİD KUTUB YORGUNLUĞU (MU?)
YARGI DEĞİL İSTİKAMET
MUHATAPLARA BEYANIMDIR İNSAN KALBİYLE DÜŞÜNÜR
BENDEKİ NOTLAR -3-
SÖYLE MARGOS NERELİSEN?
SELAM OLSUN ÜÇÜNCÜ YOLA
SİSTEM VE UYGULAYICILAR
YERLERİN ÖĞRETMENİ, GÖKLERİN ÖĞRENCİSİ: ALİYA
EVRENSEL OLAN NEDİR/KİMDİR?
VARLIK, AKIL, ADALET, EYLEM, SÜKUN VE RÜCU
Hüznün Zaman Sarkacı: Eylül
BENDEKİ NOTLAR -2-
BENDEKİ NOTLAR -1-
HAYDİN FELAHA
Çocuk ve Merhamet
SÜKUT MAKAMINDAN KLAS MEKTUPLAR
YAŞAM BİLGELİĞİ YA DA MUTLULUK ÖĞRETİSİ
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
TARKOVSKY VE SİNEMA SANATI
TEO-POLİTİK NOTLAR
AKLIN MEKAN İLE İMTİHANI
.
BİNGÖL Egazete
Yazarlar
Önemli Haberler
Anketler
Belediye'ye devredilen askeri alana ne yapılsın ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Başakşehir FK
69
0
5
9
20
34
2
Trabzonspor
65
0
5
11
18
34
3
Beşiktaş
62
0
10
5
19
34
4
Sivasspor
60
0
8
9
17
34
5
Alanyaspor
57
0
9
9
16
34
6
Galatasaray
56
0
8
11
15
34
7
Fenerbahçe
53
0
11
8
15
34
8
Gaziantep FK
46
0
10
13
11
34
9
Antalyaspor
45
0
11
12
11
34
10
Kasımpaşa
43
0
15
7
12
34
11
Göztepe
42
0
14
9
11
34
12
Gençlerbirliği
36
0
16
9
9
34
13
Konyaspor
36
0
14
12
8
34
14
Denizlispor
35
0
17
8
9
34
15
Çaykur Rizespor
35
0
19
5
10
34
16
Yeni Malatyaspor
32
0
18
8
8
34
17
Kayserispor
32
0
18
8
8
34
18
MKE Ankaragücü
32
0
16
11
7
34
Arşiv