Yazı Detayı
07 Ekim 2019 - Pazartesi 08:36 Bu yazı 516 kez okundu
 
Gorki Kozmolojisinden Kucağımıza Dökülenler
Yusuf ALİOĞLU
 
 

Maksim Gorki (1868-1936).

 

Otobiyografi ustası.

 

Evrenin dünya gezegeninden Rusya koordinatlarına, zamanın premodern ve modern kesitine ve hayatın Rusça örneğine şahitlik yapan usta kalem.

 

Fakirlik, sefalet, şiddet ve savrulmalar arasında, buğulu minik gözleriyle yaşananları anlamaya, anlamlandırmaya çalışan Aleksey Maksimoviç Peşkov.

 

Gorki,’ Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim’ isimli kronolojik otobiyografi eserleri ile dikkat çeker.

 

Rus edebiyatının hayatı harmanlayan zenginliklerinden bir tutam gibidir her eseri. Coşkulu ve sürükleyici dil, hayal gücüne mesafeler katan tasvirler, eti ve kemiğiyle karşınızda duran capcanlı aktörler, sesi ve koşturmacası ile gürül gürül akan çarşı pazar, sükunet yeşeren kır hayatı ve nehir kenarları, kaldırımları yontan ayak izleri, duvarlara sinen peykeler, koyu gri suretinde sürdürülen yaşamlardan akla ve ahlaka açılan berrak pencereler…

   

Üçlü seri boyunca, öncelikle ‘El’ metaforunun metinlerdeki başat argüman olduğunu düşünüyorum.

 

Adem’in elinden tutarak ona eşyanın isimlerini/kelimeleri öğreten ve her daim inananların üstünden elini çekmeyen ‘Allah’ inancında mündemiç ‘destek ve rehber’ anlamındaki el, önce nine sonra da ‘iyi, yalnız ve yaşamdan kopmuş’ insanlar suretinde gözlenir onun hayatında.

 

Hatırladığımız kadarıyla Nuh Lut’un elinden tutmuş ve büyük tufana hazırlık yapmış; Musa’nın elinden de Asiye ve Şuayb (a) tutmuş ve Nil’in akış yönü değişmişti.

 

Batılı bir yazarın Peygamber (a) ve Hz. Ali’yi kast ederek, ‘O küçük el o büyük eli tuttu ve dünyanın kaderi değişti’ sözlerindeki ‘el’ imgesi de bu meyanda hatırlanmalıdır.

 

‘El’ metaforuna tutulan şairlerden biri olarak Edip Cansever’i de bu arada anmalıyız anmalıyız:

 

“Bilmem mi ellerin vardır, umuttan yuvarlar çizerler / Bakılan bir şeydir el, boşluğu dengede / tutan / Bir uzantıdır işte umutla insan arası…”

 

Gorki’ye şiir, nasihat, ninni, şarkı/türkü, masal üzerinden ilk ışık ve ilk öğretmen olan nine postülatını, birçok yazarda olduğu gibi, ziyadesiyle benzer bir form ile üstat Metin Önal Mengüşoğlu’nda da görmek mümkün.

 

Çünkü Mengüşoğlu bir sohbetinde şu ifadeyi paylaşmıştı: ‘ninemin okuduğu türküler beni şair yaptı.’

 

Cemal Süreya da annesi için bir sayfa aralayanlardan: ‘Sanat Duygusunu annemden aldım diyebilirim…Annem bütün halk edebiyatını ezbere bilirdi. …bütün Kerem ile Aslı hikayesini ezbere anlattığını anımsarım.’ (Güvercin Curnatası)

 

Tekrar konumuza dönersek, ‘Hayat hakkındaki düşüncelerin hayatın kendisinden daha acı olmadığını anlamaya başladığı’ inişli çıkışlı, girintili çıkıntılı, siyah beyaz bir tecrübenin şahididir Gorki.

 

‘Ekmeğimi Kazanırken’ isimli eserinde piyasa ilişkilerini, ahlak, emek, din, vefa gibi konuları ve acıyla yoğrulmuş kenar mahalle hayatlarını; ‘Benim Üniversitelerim’ adlı çalışmasında ise formel bilgilenme merkezi olan üniversitelerden (Kazan Üniversitesi) çok informel bilginin bütün çıplaklığı ve gerçekliği ile belirleyici olduğu yoğunluklar içinde, Sezai Korakoç’un Masal Şiiri’ndeki ‘yedinci oğul’ gibi büyür Gorki:  

 

“Yedinci oğul büyümüştü baka baka ağaçlara

Baharın yazın güzün kışın sırrına ermişti ağaçlarda

Bir alınyazısı gibiydi kuruyan yapraklar onda…”

 

‘Gerçek, acıma duygusundan üstündür’ diyerek, sıradan Rus insanının gündelik yaşamından ekmek gibi, su gibi, dokunulası, canlı, boğucu, kahredici, ürpertici ve anlaşılır kareler sunan Gorki, gelgitleri bol ama ‘arayış’ merkezli bir mücadele ile makul ve makbul bir okur yazar olur.

 

'Bataklıktaki sürüngenler' dediği ailelerden birinin yetim ve öksüz çocuğudur Gorki.

 

Bu çok çocuklu büyük ailelerin sefalet kokan derme çatma evlerinde bir tanrı anlayışı vardır. Cumartesi günleri ikonaların önünde saygıyla durulur, haç çıkartılır ve akşam duaları edilir; tüm Ortodokslar için tanrıdan yardım istenir.

 

Ancak tanrı tasavvuruna dair farklı düşünen karakterler de vardır. Örneğin kitap boyunca (Çocukluğum) bir filozof gibi aklın, ahlakın ve iyiliğin sözcüsü olan Nine’nin, ‘Tanrı hepimizden daha akıllıdır, kulları arasında ayrım yapmaz ve mutlak muktedirdir’ anlayışının yanında bir de dedenin asi ve huysuz tanrısı vardır.

 

Gorki’nin deyişiyle ‘dedesinin ve ninesinin tanrıları farklıydı.’

 

Yine ninenin tanrı anlayışındaki “insanlar tanrıyı göremezler, görecek olsalar dahi o dakika kör olurlar. Bir tek azizler görebilir onu. Melekler de temiz insanlara görünürler” ayrıntıları, Anadolu insanının 'az bilgi çok duygusallık' kokan müteşabihatını hatırlatır.

 

‘Benim Üniversitelerim’de ise aktif üyesi olduğu siyasi hareket üzerinden, ‘Oysa, devrimci olan Tanrı’ya inanmamalıydı’ sözleri ile düşünsel dönüşüm geçiren Gorki ile karşılaşırız.

 

Doğu toplumlarında sıkça görülen ataerkil kültürün koca egemenliği ve doğuştan meşruiyetine dair gözlemleri vardır Gorki’nin: ‘Koca haklıdır ve ona uymak icab eder.’

 

Bu kadar dindar bir toplumda elbette sokakta büyümüş bir şeytan tasviri de vardır: ‘tüylü, yumuşacık, sıcacık… yeni doğmuş kedi yavruları gibi… ya da uzun tüylü, büyük, siyah, boynuzlu…'

 

Şeytan (İblis) cinlerden olduğuna göre Rus toplumunda bir cin anlayışı da olacaktı elbette. Ve bu anlayışın Zazaca’da ‘vewe cındu’ denilen cinlerin düğünü versiyonu ile karşılarız ilerleyen sayfalarda.

 

Çamura batırılıp çıkarılmış bir tabloyu andıran bu toplumda, güçlü bir damar şeklinde izlenen bir yaratıcı anlayışı vardır: “Tanrı her varlığa bir görev vermiştir: tespih böceği evin nemli olduğunu, tahtakurusu duvarların kirli olduğunu gösterir.” Kısacası fonksiyonel ve anlaşılır bir evren tanımı vardır dindar kafalarda.

 

Kadınlar burada da kültürün/harsın taşıyıcısıdırlar. Örneğin, kadınlar arasında okunan ve bizde bir miktar Mevlid’e tekabül eden ‘Meryem Ana’nın Düşü’ ve yansımaları bu meyanda anılabilir.

 

Rus insanının din anlayışında melekler vardır ve her meleğin de ayrı görevleri. Örneğin Cebrail kılıcını sallayarak kışı kovalar ve baharın bereketini boşaltırdı. Bizde ise Cebrail yerine Mikail meleğinin tabiat ile ilgili işleri düzenlediği inancı vardır.

 

Zebur okuyan bu toplumda bizdeki gibi metin teğanni ile okunur; yüksek sesle ve ahenkle. Ve bizdeki hafızlık kurumu gibi onlarda da baştan sona ezberleme kültürü vardır.

 

Gorki yer yer önceki ve sonraki dönem karşılaştırması yapar ve vatandaşın, ‘eskiden boyunduruk altındaydık ama ekmeğimiz vardı, şimdi özgürüz ama ne ekmek ne de tuz var’ eleştirisini aktarır.

 

Bu sözler ne kadar da Kenya kurucu devlet başkanının Batı'nın Afrika'yı işgalini özetleyen şu çarpıcı cümlelerine benziyor:

 

“Misyonerler Afrika’ya geldiğinde bizim topraklarımız onların İncilleri vardı. Dua edelim dediler. Gözlerimizi kapattık. Açtığımızda, bizim incilimiz, onların toprakları vardı.” 

 

Üç biyografi eserinde de sokağın nabzını tutan, sıradan insanların aklını konuşturan Gorki, “Savaş büyüklerin işidir” şeklindeki genel geçer kabulün, bizdeki “büyüklerimiz daha iyi bilirler” teslimiyetçi yaklaşımını hatırlatan doğulu izlekler paylaşır.

 

Aklı gıdıklayan soruları vardır Gorki’nin.

 

Mesela, ‘kaçan mı haklıdır, kovalayan mı’ gibi cins sorular sorarak toplumsal kabullerin bilgisel düzlemlerini yoklar.

 

Nine üzerinden sabah namazını hatırlatan ve Gorki’nin ‘sabah temizliği, gerçek yıkanma’ (arınma) dediği bir ibadet dikkatlerimiz çeker. Ve sabah ibadetindeki şu dua: ‘Ey İsa Mesih Tanrı’nın oğlu… O kutlu ananın aşkına, ben günahlı kulunu esirge!’

 

Bu ifadede geçen tevessül (adına, aşkına, hatırına) ifadesi yani aracı kılma anlayışı özellikle tasavvuf kanalı ile bizde de ziyadesiyle gelişmiş bir tutumdur.

 

Oysa Yüce Allah kitabında, 'bizlere şahdamarımızdan daha yakın olduğunu ve dua edenin duasına icabet edeceğini' öğretir. Yukarıdaki tevessül örneği yanında Rus toplumunda canlı ve aktif bir dua kültürü ve pratiği olduğunu not etmeliyiz.

 

Dedenin dualarında da Kur’an’ı hatırlatan ifadeler vardır. Örneğin, ‘Hesap günü geldiğinde her şey için çok geç olacak, bütün yapılanlar ortaya dökülecek…’ ifadesi tamamen ve baştan aşağıya son vahiyden bir soluk gibi aziz ve muhteremdir.

 

Ancak dedenin tanrısı antik zamanların tanrısı gibi karşı konulmaz bir güçle acımasız bir tanrıdır. Örneğin, ‘insanlar günah işleyince tanrı onları suda boğmuş, diri diri ateşte yakmış, kentlerini başlarına yıkmış, açlık ve vebayla cezalandırmıştı. O dünyanın tepesinde asılı duran bir kılıç ve günahkarların korkulu rüyasıydı.’

 

Kimseyi sevmeyen, sert bakışları ile herkesi izleyen ve herkeste ille de bir eksik, yanlış, günah arayan ve bulan bir tanrı’ydı. Sürekli tevbe bekleyen ve cezalandırmak için yanıp tutuşan tanrı.

 

Bizde de cennet ve cehennemi yakınlaştıran ya da uzaklaştıran abartılı rivayetler vardır: Saçın bir teli için cehennemde uzun yıllar kalmak veya çölde susuz bir hayvana su vermek suretiyle cennetlik olmak gibi…

 

Dedenin takvim yapraklarına notlar düşmesi paylaşımı, insanlık ailesinin ortak ve mütebessim çehreli bir davranışı gibi durur.

 

Dönemin toplumu çürüten uygulamalarından biri de yaygın tefecilik mesleğidir. Bugünün Türkiye’sinde de, üretimden güç kazanmak, bileğinin hakkı olanı sahiplenmek ve helal olan ile bedenini, beynini, kalbini rızıklandırmak ciddi şekilde gevşemekte ve tefecilik yaygın bir davranışa dönüşmektedir.

 

Yoksulların aşağılanıp dışlandığı bir vasatta nine figürü üzerinden yoksulların korkunç ve tehlikeli olmadıkları anlatılır. Genel ahlaka uygun birer davranış olarak ‘yoksullara anlayışla yaklaşmalı, merhametli davranmalıyız’ tezi işlenir.

 

Gorki’nin çocukluğunda oynadığı oyunlardan biri de aşık’tır. Burada dikkatimiz çeken, Anadolu’da köy çocuklarının aşık içine kurşun dökme kültürünün Rusya’da da aynen olmasıdır.

 

Gorki’nin araya serpiştirdiği nefis aforizmaları vardır.

 

Örneğin:

 

‘İnsan başkasının değil, kendi vicdanıyla yaşamalıdır.’ (Çocukluğum)

 

 ‘Bu havada yoksulların işi zor, ama vicdanı rahat olmayanların işi daha da zor.’ (Çocukluğum)

 

‘Kendi kendinin patronu olmayı öğren, kimsenin etkisi altında kalma! Sessiz, sakin ama inatla yaşa. Herkesi dinle, ama senin için en iyisi neyse onu yap…’ (Çocukluğum)

 

‘Her aptallığa kızmak için insanın zamanı yetmez.’ (Benim Üniversitelerim)

 

‘Hepimize Şeytan’ın tuzaklarını anlamamıza yetecek ölçüde akıl verilmiştir.’ (Ekmeğimi Kazanırken)

 

‘Ölmek büyük bir marifet değil, sen yaşamayı becerecektin asıl!’ (Çocukluğum)

 

Yine Cemil Meriç’in, ‘düşüncenin kuduz köpek gibi kovulduğu ülke’ tespitini hatırlatan şu saptama da son derece önemlidir: ‘Kendi ülkelerinde bir yabancı gibi yaşayan, gerçekteyse o toplumun en iyileri olan insanlar.’

 

Metinlerdeki 'el' metaforu kadar güçlü vurgusu olan bir diğer konu da 'iyilerin toplumda yabancı gibi yaşaması' cümlesi etrafında detaylandırılan ahlak ve özveri hikayeleridir.

 

O dönemle ilgili çarpıcı bir diğer gerçeklik ise bilimsel meşguliyetler ile ilgili olarak halktaki olumsuz yargılardır. Bilimle uğraşanlar tanrı düşmanı ve insanlar için bir tehlike olarak görülürdü.

 

Geleneksel toplumdan bilgi ve teknoloji toplumuna evrilen hemen bütün toplumlarda bu gerilimlerin, tepkilerin, mesafeli duruşların yaşandığını söyleyebiliriz.

 

Gorki, çocukluğunda yoğun tecrübeler üzerinden bilgi yüklemeleri yaşadığını anlatır. Kendisini bir kovan gibi görür ve ‘insanlar hayat üzerine bilgilerinin balını arılar gibi bu kovana taşırlar. Her bal tatlı değildi. Ama neticede her bilgi yine de baldı.’

 

Ne mütevazi, ne içten bir duruş.

 

Kur’an’da geçen ‘Aldatıcılar seni Allah ile aldatmasın’ uyarısını hatırlatan sahne, dekor ve oyuncular vardır Gorki’nin minik evreninde: ‘Şeytan her zaman insandan daha güçlüdür. Dindar görünüyor, kiliseye de gidiyordu güya…’

 

Gorki, her çocuk gibi anne ve babasına hayrandır. Babasını daha çok küçükken kaybettiği için onunla ilgili sadece kahramanlık ve ahlak yüklü anılar dinlemişti. Annesi ise inişli çıkışlı ilişkilerinde bazen yenidünyaya açılan bir pencere gibiydi. Örneğin, ilk defa annesinden ‘din dışı metinleri’ öğrenmişti.

 

Rus halkına dair gerçekçi gözlemlerle sürer ilk otobiyografi:

 

‘Çok sonraları anladım ki yoksulluk ve sefalet içinde yüzen Rus halkı, kendilerini acılarıyla eğlendirmeyi, onlarla çocuklar gibi oynamayı pek seviyor ve mutsuz olmaktan nadiren utanıyordu.’

 

Kadın özelindeki din ve toplum ilişkilerinde kilise nikahı bereketi ve kerameti ile ortak kabul görmüş bir anlayış. ‘Kilise nikahı olmaksızın bir kadının doğurması felaketlerin en büyüğüdür. Bu bağlamda erkeklerin kadınlara müşfik olması, onları esirgemesi, yürekten sevmesi nasihat edilir. Ve kadın asla bir gönül eğlendirme aracı olarak görülmemelidir’ denilir.

 

Sefalet, geçimsizlik, şiddet, sahtekarlık gibi resimleri en canlı renklerle okurla paylaşan yazar bazen de, ‘vahşi Rus yaşamını niçin anlatıyorum’ diye sorgular kendisini. Ve dönüp kendi nefsine şunu telkin eder: ‘Bunlar toplumumuzda bugün de varlığını sürdüren, bugün de yaşayan aşağılık gerçekliklerdir. Belleklerimizden, ruhlarımızdan, kahır dolu, utanç dolu hayatımızdan tümüyle söküp atabilmek için, en kılcal köklerine kadar bilmemiz gereken gerçeklikler.’

 

Bu yakıcı ve kahredici gerçeklikler içinde bazı Rus insanlarının verdiği mükemmel hayat mücadeleleri onu bunları anlatmaya, kayıt altına almaya yönlendirir.

 

Bir yanda gri renkler ve kasvetli bulutlar diğer yanda yeşeren rengarenk çiçekler ile çizdiği Rus tablosunun karşısına geçen Gorki denge cümleleri hediye eder okura.

 

Örneğin ölüm karşısında paylaşılan cümleler yine vahiy geleneğinin ortak ifadeleri olarak çıkar karşımıza:

 

‘İşte canı teslim vakti gelip çattı. Çattı da biz hangi yüzle Tanrı’nın huzuruna çıkacağız? Çıkıp da ne diyeceğiz? Hayatımız boyunca koşturup durduk oysa, durmadan bir şeyler yapmaya çabaladık. Çabaladık da ne geçti elimize?

 

İster varsıl ol, ister yoksul, gelip geleceğin yer burasıdır.’

 

Yunus Emre’nin dizelerini hatırlıyoruz hemen:

 

‘Mal sahibi, mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi / Mal da yalan Mülk de yalan / Var biraz da sen oyalan.'

 

Üç çalışmada da ‘asiller, mujikler, devrimciler, Tolstoy’cular, narodnikler (popülistler), Çar yandaşları ve çamur deryasına batmış isimsiz kimseler arasında bitmeyen tartışmalar olarak, ‘aşk, sevgi, ahlak, merhamet, incil, İsa, kilise, Darwin, halk, cehalet’ gibi konular işlenir.

 

Puşkin’in şiirleri ile büyüyen Gorki, ‘Kitaplarda karşılaşmış olduğum fikirlerin çoğuyla bunları okumadan önce, hayat içerisinde karşılaşmıştım’ der. Romancının dejavusu da bu olsa gerek.

 

‘Hayat sonsuz bir sertlik ve düşmanlık zinciri halinde, değersiz şeylere sahip olabilmek adına, hiç ara vermeden çirkin bir şekilde çabalayışıyla akıp gidiyordu. Bana (ise) yalnızca kitap gerekliydi, başka şeylerin gözümde hiçbir değeri yoktu.’

 

Dilenci bir ailenin çocuğu olan Gorki, farklı işlerde çalışır: 'çıraklık, ev hizmetçiliği, gemilerde bulaşıkçılık, aşçı yamaklığı, ötücü kuş avcılığı, fırıncılık' yapar. Gemide tanıştığı aşçı üzerinden kitap okuma alışkanlığı kazanır. Ama çocuk yaşlarında 'Benim Üniversitelerim' dediği farklı iş, mekan ve insan tipleri üzerinden birden fazla üniversitede okumuştur zaten.

 

Bu yürüyüşte en fazla dikkat çeken, ‘iyi, yalnız ve yaşamdan kopmuş insanlar’la tanışıklığı ve onların her birinden farklı dersler alarak eğitimini sürdürmesidir.

 

Ona göre, ‘iyi insanlar hep mutsuzdular ve kötülerden eziyet görüyorlardı. Kötüler iyilerden şanslı ve akıllıydılar, ama her nasılsa sonunda açıklanamayan bir gücün yardımıyla kötüyü yeniyorlardı ve erdem eninde sonunda zafer kazanıyordu.

 

Gorki kendisini, Sokrates’in, ‘ben bir at sineğiyim, rahatsız ederim’ aforizması ile özdeşleştirir ve ‘kafa karıştıran’ olarak tanımlar.

 

Ve daima ümitvardır:

 

'Hayat bizi her an şaşırtmaktadır ama hayvansal artıklardan oluşmuş, fokur fokur kaynayarak pis kokular saçan kalın çöplük katmanıyla değil, insanoğlunun bu çöplük katmanının altından yukarıya doğru çıkmak için zorlayan, iyiye yönelik, parlak, sağlıklı ve yaratıcı güçleriyle şaşırtmaktadır. Daha iyi, daha insanca bir hayatın yeniden doğacağı konusunda bizde sarsılmaz bir umut uyandıran da işte bu güçlerdir.”

 

Özetle:

 

Gösteri endişesinden uzak, duru ve gerçekçi anlatımı ile fıtratın ve vicdanın Nijniy’de sürgün veren sesidir Gorki. Gözleyen, soran ve sorgulayan kişiliği ile kendini inşa etmiş usta bir edebiyatçıdır o. Metinlerdeki insan merkezli anlatılar ve insanlığa dair endişeler, onun ve ait olduğu toplumun sanayi devrimi öncesi saf ve masum hallerinden izler taşır. Bir fitne olarak, zamanı, mekanı ve kelimeleri yakan modernlik, var olanı iyi ve kötü başlıkları ile kategorize etmeden, her şeyi topluca süpürüp tarih çöplüğüne attığında, düşüncesini değiştiren ama safını değiştirmeyen bir devrimcidir Gorki. 

 
Etiketler: Gorki, Kozmolojisinden, Kucağımıza, Dökülenler,
Yorumlar
Diğer Yazılar
BENDEKİ NOTLAR -9-
Gölgeler ve Gölgedekiler
ŞİİRİN GÜNCESİ -8- "Kaybola"
Sükut Üzere Bir İsyan Çağıltısı
Aydınlık ‘Aydın’ Yüzlerle Gelir
Zamanın Ruhuna Antik Çağlardan Bir Nefes Niyetine: ‘Ölüler Kitabı’
‘YENİ TÜRKİYE PARTİSİ’ ve BİNGÖL SERENCAMI
Oyunbozan değilim, oyun bozuk…
1960-70 YILLARINDA BİNGÖL’DE SİYASAL HAYAT
Sanatçı ve Toplum
“Bir İnsanın Kim Olduğunu Güçle İlişkisi Belirler”
'Yazı'yı Denemek
Şehir ve Kent Geriliminde İnsan
Nereden Nereye
Cehaletin Halleri
İLAHLAR ÇOCUKLARIMIZI TÜKETMESİN
GÖSTERİ TOPLUMU
ŞİİRİN GÜNCESİ -7- 'SULTAN'
BAUMAN’IN ‘AKIŞKAN DÜNYA’SI
Kaç Engerek soyundan, Sığın Aydınlığın Rabbine
ZAMANA DÜŞEN BİLİNÇ SAHNELERİ
FİKRETMENİN KARAKTERİ
ŞİİRİN GÜNCESİ -6- ‘SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE’
BENDEKİ NOTLAR -8-
KARANLIĞIN KÜLTÜRÜ
MÜNACAT
KARTEZYEN BİLİMDEN SİSTEMLER YAKLAŞIMINA
YAŞAMIN ANLAMINA DAİR BİR GÜZELLEME
AKIL, DÜŞÜNME VE BİLGİ
NE YAPMALI?
Aytmatov’dan Bir Nefes: ‘Gün Olur Asra Bedel’
'İslam Deklarasyonu': Yeniden İman Çağrısı
Medya ve Yeni Bir Dil Sorumluluğu
ŞİİRİN GÜNCESİ -5- ‘SEMUD’
POST MODERN TÜKENİŞ
BAŞKALARININ AŞKIYLA BAŞLIYOR HAYATIMIZ
Kir Tortuları
YIKIN EFENDİLER YIKIN!..
1950-60 ARASINDA BİNGÖL’DE SİYASAL HAYAT
Şiirin Güncesi -4- 'ÇAĞDAŞLAR İÇİN'
BENDEKİ NOTLAR -7-
Akif Emre ve 'Göstergeler'
Çok Partili Hayat ve İlk Muhalefet: Milli Kalkınma Partisi
ŞİİRİN GÜNCESİ -3- ‘SUYU ANDIK VE ÇOCUKLAR SUYA GİRDİ’
İHTİLAF VE TEFRİKA KARŞISINDA BİLGELİK
İNSANA DAİR -1-
BENDEKİ NOTLAR -6-
ŞİİRİN GÜNCESİ -2- ‘KARDEŞİME MEKTUP’
BENDEKİ NOTLAR -5-
RUHUN ‘ÖZGÜR’ HALİ
ŞİİR’İN GÜNCESİ -1- ‘GECE’
BATI DÜŞÜNCESİNİN KIRILMA ANLARI
SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
DÜŞÜNMEK KADAR ASİL
KARTEZYEN DİNDARLIK
BENDEKİ NOTLAR -4-
SEYYİD KUTUB YORGUNLUĞU (MU?)
YARGI DEĞİL İSTİKAMET
MUHATAPLARA BEYANIMDIR İNSAN KALBİYLE DÜŞÜNÜR
BENDEKİ NOTLAR -3-
SÖYLE MARGOS NERELİSEN?
SELAM OLSUN ÜÇÜNCÜ YOLA
SİSTEM VE UYGULAYICILAR
YERLERİN ÖĞRETMENİ, GÖKLERİN ÖĞRENCİSİ: ALİYA
EVRENSEL OLAN NEDİR/KİMDİR?
VARLIK, AKIL, ADALET, EYLEM, SÜKUN VE RÜCU
Hüznün Zaman Sarkacı: Eylül
BENDEKİ NOTLAR -2-
BENDEKİ NOTLAR -1-
HAYDİN FELAHA
Çocuk ve Merhamet
SÜKUT MAKAMINDAN KLAS MEKTUPLAR
YAŞAM BİLGELİĞİ YA DA MUTLULUK ÖĞRETİSİ
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
TARKOVSKY VE SİNEMA SANATI
TEO-POLİTİK NOTLAR
AKLIN MEKAN İLE İMTİHANI
.
BİNGÖL Egazete
Yazarlar
Önemli Haberler
Anketler
Belediye'ye devredilen askeri alana ne yapılsın ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
38
0
2
5
11
18
2
Galatasaray
32
0
4
5
9
18
3
Yeni Malatyaspor
32
0
4
5
9
18
4
Kasımpaşa
29
0
6
2
9
17
5
Trabzonspor
29
0
5
5
8
18
6
Beşiktaş
29
0
5
5
8
18
7
Atiker Konyaspor
28
0
4
7
7
18
8
Antalyaspor
28
0
6
4
8
18
9
Sivasspor
24
0
6
6
6
18
10
Göztepe
22
0
10
1
7
18
11
Bursaspor
21
0
4
9
4
17
12
Alanyaspor
21
0
9
3
6
18
13
Kayserispor
20
0
8
5
5
18
14
MKE Ankaragücü
20
0
10
2
6
18
15
Akhisarspor
17
0
9
5
4
18
16
BB Erzurumspor
16
0
8
7
3
18
17
Fenerbahçe
16
0
7
7
3
17
18
Çaykur Rizespor
12
0
7
9
1
17
Arşiv