Yazı Detayı
05 Kasım 2018 - Pazartesi 12:52 Bu yazı 381 kez okundu
 
GÖSTERİ TOPLUMU
Yusuf ALİOĞLU
aburtaskiray@gmail.com
 
 

            Guy Debord.

            1931 yılında Paris’te doğdu.

            Yaşadığı siyasal yoğunluklar onu uç yorumların ve yaklaşımların sözcüsü yaptı.

            Sol siyasa içinde situasyonist enternasyonalin kurucusu ve nev’i şahsına münhasır kişiliği ile temayüz etti. Hareket adına Almanya, İngiltere ve İtalya’da faaliyetlerde bulundu.

            Sinema ile ilgilendi.

            Sanat ile devrimci pratik arasındaki kopukluğu ortadan kaldırmayı hedefleyen sosyalist bir çevrenin lideri oldu.

            Ait olduğu romantik devrimci çevreye göre, ‘şiir devrimin hizmetinde değil, devrim şiirin hizmetinde olmalı idi’.

            ‘Ben kendini düzelten biri değilim’ diyecek kadar gözü kara bir aktivisttir Debord.

            Eric Hoffer benzetmesi ile ‘Kesin İnançlı’dır.

            Charlie Chaplin’i faşistlikle suçladığı 1952’den beri kamuoyunca aşina bir isimdir.

            Debord, dünya gençliğini etkileyen, ideolojiler yelpazesini ve hükümetleri zora sokan 1968 olaylarının arkasındaki isimsiz askerdir.

            Hep muhalif ve daima muhalif olarak götürdüğü hayatını intiharla tamamlayan (1994) bir J.P.Sartre müdavimidir.

            Debord’un, ‘Gerçek anlamda altüst edilmiş dünyada doğru, bir yanlışlık anıdır’ aforizması arkadaşlarımın ‘imalat hatası’ repliğini hatırlatır bana.

            Teoriden çok eylemi savunan, sıkı bir kapitalizm eleştirisi yapan, modernitenin post modernite ile gerçeklik ve temsili iç içe geçirerek yeni bir uzamsal gerçekliği kodladığı zamanlara ve algılara karşı duran bir radikaldir.

            Modern ilahların simülatif gösterilerinden beri durmaya çalışan Debord’a göre, ekonomiden siyasete, toplumsal hayattan kültürel egemenliğe bir ‘gösteri toplumu’na dönüşmüş durumdayız.

            1967’de kaleme aldığı kült eseri ‘Gösteri Toplumu’na L.A.  Feuerbach’ın ‘Hıristiyanlığın Özü’ adlı eserinden bir alıntı ile başlar:

            ‘‘Çağımızın, tasviri nesneye, kopyayı aslına, temsili gerçekliğe, dış görünüşü öze tercih ettiğinden şüphe yoktur. Çağımız için kutsal olan tek şey yanılsama, kutsal olmayan tek şey ise hakikattir. Dahası hakikat azaldıkça ve yanılsama çoğaldıkça, çağımızın gözünde kutsal olanın değeri artar; öyle ki bu çağ açısından yanılsamanın had safhası, kutsal olanın da had safhasıdır.”

            Belki de bu satırlardan aldığı ilham ve yoğun gözlemler sonrasında ‘Gösteri Toplumu’ kavramsallaştırmasını geliştirir.

            Debord’un temel tezine göre ‘modern üretim koşullarının sahip olduğu toplumlarda dolaysız yaşamın yerini temsil ve gösteriler almıştır’.

            Buna göre:

            Gösteri, ‘yaşamın somut tersyüz edilişidir’.

            Ebu Hanife’nin, ‘Fıkıh kişinin lehinde ve aleyhinde olanı bilmesidir’ tanımı ile yorumlarsak, kalabalıkların fayda ve zarar ayırımı yapamadıkları zihinsel az gelişmişlik hali diyebiliriz gösteri toplumu için.

            Aynı şekilde, ‘Gösteri, gerçeklikten kopmuş bakış ve bilinçleri bir araya getiren faktördür’ saptaması da bu meyanda değerlendirilebilir.

            Debord gösteri toplumunu kısa ve öz bir ifade ile kapitalizm ile eşitler: ‘Gösteri, kapitalist üretim tarzının hem sonucu hem de tasarısıdır. Kısacası kapitalist yaşamın mevcut modelidir’.

            Amacın hiçbir şey, gelişmenin ise her şey olduğu gösteri toplumu, kapitalist hayat tarzının ete kemiğe bürünmüş sürekliliği ve dili olan bir yanılsama halidir.

            Zygmund Bauman’ı hatırlayarak söylersek, gösteri, akışkan hayatın toplumsal yaşamda doğrulanmasıdır.

            Gösteri toplumunun mesajı, ‘görünen şey iyidir, iyi olan şey görünür’ şeklindedir. Sonrasında ise ‘bu böyledir’ buyurganlığı vardır.

            Yani gösteri toplumu eşyanın çok boyutluluğu açısından sığ ve derinliksizdir. Bir yönüyle de hikmet ve irfan yoksunudur.  

            Yazara göre gösteri, üretim süreçlerinde yaşanan bir tür nesneleşme, kendini yitirme ve köleleşmedir.

            Bu süreçlerde nesneleşen, kendi biricikliğini, öznelliğini ve özelliğini yitiren, kendisini köleleştiren, üretim süreçlerini ve bağlı akışkanlıkları aptal hayranlığı ile izleyen, ‘var olmaktan sahip olmaya oradan da gibi görünme’ kulvarına geçerek bayağılaşan bir toplumsallık ile karşı karşıyayız.

            Birikmiş iktisadi süreçlerin tezahürü olan gösteri toplumu, bireysel güç ve yeteneklerin ancak kendisi değilse ve kendini inkar etmişse izin verildiği toplumdur. Çünkü iktisadın birikmiş sonuçlarından bağımsız birey olamaz.

            Bu tespiti din ve etnisite özelinde okunduğumuzda, kariyer imkanlarının kimlik inkarına bağımlılığı durumunun halen  modern dünyanın merkezinde ve uydu ülkelerinde kendisini üretmekte ve sürdürmekte olduğunu görürüz.

            Gösteri ve din ilişkilerine de değinen Debord, ‘gösteri, dinsel yanılsamanın yeniden maddi yapılanmasıdır’ der. Böylece cennet gökyüzüne havale edilmez dünyada kurulur. Gösteri, dini ötelemez dünyevi bir temele oturtur.

            Görüldüğü gibi, materyalist düşünürlerin ‘din’ kavramına dönük klasik ve başat yaklaşımı Debord’da da vardır. Ancak onu farklı kılan, Karl Marks’ın manastır otoriterliğine dönük ‘din halkların afyonudur’ ifadesindeki gibi, egemenlerin kitleleri kontrol için dini nesneleştirme operasyonlarını ustaca teşhisi ve teşhiridir. ‘Dine Karşı Din’ adlı eserinde Ali Şeriati de benzer bir tez ile mazlumların indirilmiş dininin yanında durarak tiranların uydurulmuş dinine karşı itirazlar yükseltmişti. 

            Anlam, parça ve bütün ilişkilerini nefis bir cümle ile özetler Debord: ‘Dünya anlam birliğini kaybettikçe ve bu süreç yayılıp sürdükçe modern gösteri hayat bulur, ayakta kalır. Anlamın parçalanmışlığı gösterinin bütünlüğü şeklinde devam eder.’

            Modern dünyanın mana/anlam gibi deruni endişeleri yok. Anlamsızlığın egemen ideolojiye dönüşerek siyaset, sermaye, bürokrasi ve kültür gibi dinamikler üzerinden kendini muhkemleştirdiği bir vasatta anlama ait gölgeler üzerinden spekülasyonlar, simülasyonlar izliyoruz. Çağdaş Samiriler, kendi elleriyle yonttukları teknoloji destekli tüketim putlarını ‘işte sizin tanrınız budur’ diyerek halkları uyutuyorlar ve aldatıyorlar.

            Gösteri olarak meta algısı ve ilişkilerini de irdeleyen Debord, ‘gösteri dili, niteliği kaybeder, gerçekliği dışlar ve nicel boyuta geçerek metalaşır. Meta üretimi gösteriyi, gösteri de meta üretimini üretir. Ekonomi metadan ibarettir artık. İktisat merkezli bu süreç bütün insani ve ahlaki değerleri de metalaştırır. Örneğin son derece önemli ve kurucu bir kavram olan emek metalaşarak paranın öteki yüzüne indirgenir’ der.

            Konuyu işçi sınıfı ve sınıf bilinci özelinde de kurcalayan Debord, gösteri toplumunun işçilerin uyanmaması için ‘meta hümanizmi’ni geliştirdiğini söyler. Bu algı operasyonunda boş vakit ve insani yön vurgusu ile her duygu kontrol altına alınır ve ekonomi-politik böyle daha iyi ve kolayca yönetilir. Yani kesintisiz bir afyon savaşı devam etmektedir.

            Aynı şekilde bu cümleler de bizlere Ali Şeriati’nin ‘Kapitalizm Uyanıyor mu?’ adlı çalışmasını ve diğer eserlerinde geçen ‘eşekleştirme’ kavramsallaştırmasını hatırlatır.

            Gösteri toplumu ya da çok yüzlü ve katmanlı emperyal kapitalizm, azgelişmiş bölgeleri iktisadi ve sosyo-kültürel açıdan egemenliği altına alır. Her kesim için söyleyecekleri olan, her derde deva bulunan aktar dükkanı gibidir. Öyle ki devrimcilere bile yanlış devrim modellerini satar, gerçek olmayan isyanlar ile proleteryanın gazını alabilir.

            Gençlik yanılsaması da gösteri toplumunun aldatıcı rollerindendir. Debord, ‘devlet daima on sekiz yaşındadır’ söylemine benzer müthiş bir tespit ile ‘genç kalan insanlar değil iktisadi sistemdir, kapitalist düzendir’ diyerek ezberleri alt üst eder.

            Temerküz etmiş gösteri toplumlarında kitlelere hiçbir seçim payı bırakılmaz. Müzikten yemeğe kadar her şeyi bürokratik ekonomi diktatörlüğü seçer.

            Gösteri toplumu şeyleşmiş insanlar sunar piyasaya. Dini fetişizmde görülen kendinden geçme hallerini meta teslimiyetinde bulur bu insanlar. Akademi, bürokrasi, iş dünyası, siyaset gibi alanlar şeyleşmiş insanların ‘fena fi’l meta’ halleri yaşadığı yanılsamalardır.

            Debordun şapka çıkartılacak bir diğer tespiti ise ihtiyaçlar üzerinedir: ‘Sahte ihtiyaç algısı toplumdaki gerçek ihtiyaçtan çok daha güçlüdür’.

            Günlük hayatın panoramasını da sunan Debord,‘Tüketim oldukça toplum birleşik ve mutludur’ der. Gerçekten de, varlığın anlamını sahip olmaya ve tüketmeye indirgeyen modern kurgu, birer makineye dönüştürdüğü gönüllü kullarını ‘tüketim’ ortak paydasında birleşik ve mutlu tutabilmektedir.

            Debord sosyalist toplumların da gösteri toplumu ile malul olduklarını tespit edip Rusya ve Çin gibi devleri bürokrasi faşizmi ile eleştirdiğinde ilahlardan zılgıt yer.

            Debord’a göre, gösteri toplumu tarihsel bilgiyi yok eder, sansürü genelleştirir, terörizmi besler,  doğruyu bir yanlışlık anı kılar, öznelliği siler köleler devşirir ve hayatı kocaman bir hapishaneye çevirir. Ama hapistekilere de özgürlük filmleri izletir, özgürlüğü imleyen kitaplar okutur, özgürlük eksenli konferanslar verdirir ve özgürlük sloganları attırır.

                İmge egemen bir zamanın kodlarını, kutsallarını, dilini ve araçlarını on beş yıllık bir çalışmanın ürünü olan eserinde başarıyla teşhis eden Debord, fotoğraf karşısında yazıyı yücelten J. Derrida’nın ilerleyen yıllarda kulvar değiştirmesinin aksine imgelerin hakikatin yerine geçen sahte ve aldatıcı kutsallar olduğunu söyleyerek tutarlı duruşunu sürdürür.

            Debord’un tezleri Feuerbach’ın ‘dış görünüş ve öz’ diyalektiğini, Foucalt’nun ‘iktidar’ kavramını, Baudrillard’ın ‘simülakr ve simülasyon’ tespitlerini, Bauman’ın ‘akışkan hayat’ını, A.Müftüoğlunun ‘maruz kalma’ istiaresini, Malik B. Nebi’nin ‘Sömürüye müsait olma’ halini ve Abdurrahman Arslan’ın ‘teşhirci toplum’ tespitlerini hatırlatır.

            Öngörülerini iddialı, tutarlı ve kuşatıcı bir söyleme dönüştürme konusunda son derece başarılıdır yazar.

            ‘Tezlerim yüzyılın sonuna kadar hatta daha ileri zamanlara kadar doğruluğunu sürdürecektir’ özgüveni ile konuşurken bu mesajı kimlerin anlamayacağını da yine kendisi söyler:

            ‘Doğrusunu söylemek gerekirse, dünyada, mevcut toplumsal düzene düşman olanlar ile fiilen bu tavırlarından yola çıkarak hareket edenler dışında hiç kimsenin benim kitabıma ilgi duyacağına inanmıyorum.’

            Bütün devrimci tezlerinin ve kışkırtıcı iddialarını yanında Hegel’in deyişiyle çağın ruhunu doğru okuyan ve  ‘Çıkış yoktur’ diyen bir karamsardır aynı zamanda.

            Evet. Tekasür çılgınlığının putlaştırılarak yaygınlaştırıldığı, kendi kültür coğrafyasını, kurumlarını, kutsallarını, yasaklarını ve serbestlerini uyuşturucu bir dil ile dolaşıma soktuğu, kitlelerden tazim ve takdir aldığı bir zamanda, Etienne de La Boétie’nin deyişiyle ‘Gönüllü Kulluk’ için kapıda ve sırada beklediği bir vasatta, o ‘karamsar bir muhalif’tir.

                       

 
Etiketler: GÖSTERİ, TOPLUMU,
Yorumlar
Diğer Yazılar
ŞİİRİN GÜNCESİ -7- 'SULTAN'
BAUMAN’IN ‘AKIŞKAN DÜNYA’SI
Kaç Engerek soyundan, Sığın Aydınlığın Rabbine
ZAMANA DÜŞEN BİLİNÇ SAHNELERİ
FİKRETMENİN KARAKTERİ
ŞİİRİN GÜNCESİ -6- ‘SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE’
BENDEKİ NOTLAR -8-
KARANLIĞIN KÜLTÜRÜ
MÜNACAT
KARTEZYEN BİLİMDEN SİSTEMLER YAKLAŞIMINA
YAŞAMIN ANLAMINA DAİR BİR GÜZELLEME
AKIL, DÜŞÜNME VE BİLGİ
NE YAPMALI?
Aytmatov’dan Bir Nefes: ‘Gün Olur Asra Bedel’
'İslam Deklarasyonu': Yeniden İman Çağrısı
Medya ve Yeni Bir Dil Sorumluluğu
ŞİİRİN GÜNCESİ -5- ‘SEMUD’
POST MODERN TÜKENİŞ
BAŞKALARININ AŞKIYLA BAŞLIYOR HAYATIMIZ
Kir Tortuları
YIKIN EFENDİLER YIKIN!..
1950-60 ARASINDA BİNGÖL’DE SİYASAL HAYAT
Şiirin Güncesi -4- 'ÇAĞDAŞLAR İÇİN'
BENDEKİ NOTLAR -7-
Akif Emre ve 'Göstergeler'
Çok Partili Hayat ve İlk Muhalefet: Milli Kalkınma Partisi
ŞİİRİN GÜNCESİ -3- ‘SUYU ANDIK VE ÇOCUKLAR SUYA GİRDİ’
İHTİLAF VE TEFRİKA KARŞISINDA BİLGELİK
İNSANA DAİR -1-
BENDEKİ NOTLAR -6-
ŞİİRİN GÜNCESİ -2- ‘KARDEŞİME MEKTUP’
BENDEKİ NOTLAR -5-
RUHUN ‘ÖZGÜR’ HALİ
ŞİİR’İN GÜNCESİ -1- ‘GECE’
BATI DÜŞÜNCESİNİN KIRILMA ANLARI
SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
DÜŞÜNMEK KADAR ASİL
KARTEZYEN DİNDARLIK
BENDEKİ NOTLAR -4-
SEYYİD KUTUB YORGUNLUĞU (MU?)
YARGI DEĞİL İSTİKAMET
MUHATAPLARA BEYANIMDIR İNSAN KALBİYLE DÜŞÜNÜR
BENDEKİ NOTLAR -3-
SÖYLE MARGOS NERELİSEN?
SELAM OLSUN ÜÇÜNCÜ YOLA
SİSTEM VE UYGULAYICILAR
YERLERİN ÖĞRETMENİ, GÖKLERİN ÖĞRENCİSİ: ALİYA
EVRENSEL OLAN NEDİR/KİMDİR?
VARLIK, AKIL, ADALET, EYLEM, SÜKUN VE RÜCU
Hüznün Zaman Sarkacı: Eylül
BENDEKİ NOTLAR -2-
BENDEKİ NOTLAR -1-
HAYDİN FELAHA
Çocuk ve Merhamet
SÜKUT MAKAMINDAN KLAS MEKTUPLAR
YAŞAM BİLGELİĞİ YA DA MUTLULUK ÖĞRETİSİ
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
TARKOVSKY VE SİNEMA SANATI
TEO-POLİTİK NOTLAR
AKLIN MEKAN İLE İMTİHANI
.
BİNGÖL Egazete
Yazarlar
Önemli Haberler
Anketler
Belediye'ye devredilen askeri alana ne yapılsın ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Başakşehir
27
0
1
3
8
12
2
Galatasaray
23
0
3
2
7
12
3
Kasımpaşa
22
0
4
1
7
12
4
Yeni Malatyaspor
21
0
3
3
6
12
5
Antalyaspor
20
0
4
2
6
12
6
Ankaragücü
19
0
5
1
6
12
7
Beşiktaş
18
0
4
3
5
12
8
Göztepe
18
0
6
0
6
12
9
Konyaspor
17
0
3
5
4
12
10
Trabzonspor
16
0
4
4
4
12
11
Sivasspor
14
0
4
5
3
12
12
Bursaspor
13
0
3
7
2
12
13
Fenerbahçe
13
0
5
4
3
12
14
Akhisar Bld. Spor
12
0
6
3
3
12
15
Kayserispor
12
0
6
3
3
12
16
Alanyaspor
12
0
8
0
4
12
17
Bb Erzurumspor
11
0
5
5
2
12
18
Çaykur Rizespor
8
0
6
5
1
12
Arşiv