Yazı Detayı
19 Şubat 2018 - Pazartesi 13:11 Bu yazı 483 kez okundu
 
KARANLIĞIN KÜLTÜRÜ
Yusuf ALİOĞLU
aburtaskiray@gmail.com
 
 

 

Cumhuriyet döneminin değişik kesitleri farklı renklerde ve tonlarda aklı öteleyen, bilinci kirleten ve algıyı körelten manipülasyonlar ile doludur.

 

Örneğin, Tek Parti dönemi uygulamaları, ‘Allah’ demenin yasak olduğu;

 

Metinlerde görülen ‘Allah’ kelimesi silinmedikçe matbuata izin verilmediği;

 

Kur’an öğrenen ve öğretenlerin yasal takibata uğradıkları; (İ.Özel)

 

Camilerin son derece gaddar yöntemlerle tahrip edildiği;

 

Minarelerden ‘Allah-u Ekber’ yerine ‘Tanrı Uludur’ seslerinin yükseldiği;

 

Çarşaf giyen insanların çarşaflarının ulu orta yırtılarak hakaretler gördüğü, idam ile yargılandığı ve Şalcı Şöhret Bacı örneğinde olduğu gibi idam edildiği; (C.Aktaş)

 

Sarık, fes türü başlık takanların takibata uğrayıp, tahkir ve idam edildiği;

 

Bazı esvap ve lakabın devrim kanunları diye yasaklandığı;

 

Jandarma dipçiği ve tahsildar tehdidinin eksik olmadığı;

 

‘Modernlik, laiklik, hürriyet vaat eden politikaların baskı rejimine dönüştüğü;

 

‘Birinci Dünya Savaşı’ndaki asker kaçaklarının nasıl idam edildiğiyle ilgili dramatik hikayeler yazan Cevat Şakir gibilerinin İstiklal Mahkemesi’nde yargılanıp ceza aldığı’; (Y.Oğur)

 

Muhalif ağızların faili meçhuller ile susturulduğu, bir kenara çekilmek ya da yurt dışına kaçmak zorunda bırakıldıkları;

 

Kısacası, derdini Türkçe ifade edemeyenlerin para ve hapis cezalarına çarptırıldığı, hayatlarına son verildiği deli saçması bir dönemdir.

 

Çetin Altan’ın dedesi Tatar Hasan Paşa şapka kanununa muhalefet eden! Erzurumlu Şalcı Bacı lakaplı kadını idam ettirir. Altan, ‘kadın şapka giye ki asıla’ diyerek idam sehpasına giden Şalcı Bacı olayını anlatırken dedesinin kararından duyduğu rahatsızlığı dile getirir.

 

Batıcı pozitivist cereyanın yine bir diğer batıcı cereyan olan milliyetçi cereyanla zımni bir işbirliği sonucunda halkın tarihine, kültürüne, dinine, diline küfrederek yeni bir insan ve yeni bir cemiyet yaratma martavalları ile geçen yıllardır.

 

II. Abdulahamid’in adını abdestsiz ağızlarına almayan ve onu veli bilen; zikirlerini gizlice yapan, ses dışarıdan duyulmasın diye evlerin pencerelerini halılarla, keçelerle örtüp dualar okuyup, tesbihat yapıp, ilahi söyleyen tedirgin insanların üzerine gidildikçe gidildiği tuhaf zamanlardı

 

Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasından sonra egemen toplum mühendisleri Halkevleri açarak kültürel süreci kontrol etmek ve yönlendirmek isterler.

 

İsmet İnönü bu evlerle ilgili olarak,’Halkevleri, CHP’nin kendi prensiplerinin ne olduğunu ve bu prensiplerin memlekette nasıl tatbik edildiğini her gün halkımıza söylemek için başlı başına bir merkezdir’ diyordu. (Saatçi Musa, A. ÖZ, Beyan Y.)

 

Yılmaz Karakoyunlu’nun ‘Salkım Hanımın Taneleri’ adlı eserinde son derece başarılı bir betimleme ile özetlediği bu yıllarda bir yandan açlık, sefalet, işsizlik, karaborsacılık, karne uygulamaları ve gaz yağı bulamadığı için yanan tek tük sokak lambası altında ders çalışan öğrenci manzaraları devam ederken diğer yandan halkın inançları maskeli balolarda, çilingir sofralarında yerle bir ediliyordu. 

 

İki veya üç metreden fazla Nazilli basması verilmediğinden çocukların kış ortasında kısa pantolon giydiği, şeker, ekmek ve gaz yağının karne ile dağıtıldığı bir dönemde ha bire inanç eksenli operasyonlar yapılırdı.

 

Halk bin bir sıkıntı içinde iken ve başlarına zorla fötr ve kasket taktırılırken farklı şehirlerde parası halka ödetilen anadan uryan heykeller yapılıyordu. Örneğin Malatya’da dönemin belediyesi odun fiyatlarını arttırarak elde ettiği gelir ile çıplak heykel yaptırıyordu.

 

Şeyh Said’in ‘İdam sehpalarından pervam yoktur’ dediği kıyamında (1925) ve Seyyid Rıza’nın ‘Evlad-ı Kerbelayıh. Bihatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir’ dediği Dersim katliamında (1938) masum insanlar modern süngüler ile can verirken dini ve etnik tüm motifler bitirilmek isteniyordu.

 

İşte bu karanlık yıllarda halkın din ve kültür adına okuduğu veya okuyabildiği eserler arasında Hz. Ali Cenkleri ve Halk Hikayeleri gibi sözlü kültür ürünleri vardı.

 

Yine İslam’ı sadece itikat, ibadet ve ahlak olarak sunan A. Hamdi Akseki’nin ‘İslam’ adlı eseri, Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsiri, Ö.Rıza Doğrul’un tarih çalışması ve H.Basri Çantay’ın meali  gibi sayılı çalışma vardı.

 

Halk arasında ise daha çok ‘Muhammediye, Ahmediye, Kara Davud, Beydaba ve Mevlid-i Nebi’ gibi Osmanlıca ve Arapça eserler okunurdu.

 

Bu kitaplara yakından baktığımızda:

 

Nuru Muhammediye, Hakikat-i Muhammediye ya da Ahmediye adlı eser, tasavvufun zühd ve takva dönemi sonrasında tanıştığı felsefe dönemine ait bir üründür.

 

Bilindiği gibi bu dönemde İbni Arabi, Hallac-ı Mansur ve Biyazid-i Bıstami gibi kült isimler etrafında oluşan ve mayasını, özünü ve şeklini esas olarak Yunan Felsefesi, Yeni Eflatunculuk, İran dinleri, Hint mistisizmi, Hıristiyan ve Yahudi inançlarından alan bir tasavvuf tasavvuru vardır.

 

Nur-u Muhammediye bu dönemde eski İran inançlarından tasavvufa dahil olmuş kavramlardandır. (Postmodern Kaosta Kıble Arayışı, Ali Bulaç)

 

Bu dönemin temel özelliği felsefenin tasavvufa girmesiyle beraber ibadet, ibadete vurgu, Sünnet’e dönüş çağrıları, ilme mensubiyet –hadislerde isnad arama- ve hırka gibi semboller ikinci planda kalmıştır. Yine bu dönemde imamet, hilafet ve hatta nübüvvet gibi kavramlar velayete tabi kılınarak felsefe kaynaklı ciddi bir kırılma yaşanmıştır.

 

İkinci olarak; Fas’lı Muhammed b. Abdurrahman Cezuli’nin (ö. 1465) ‘Delâilü’l-Hayrât’ adlı salavat mecmuası Karadâvudzâde Mehmed Efendi (ö.1756) tarafından şerh edilir ve kitap ‘Kara Davud’ olarak ünlenir.

 

‘Kitabın girişinde Cezûlî’nin eserini yazmasına vesile olan menkıbeler anlatılır. Birinci bölümde Hz. Peygamber’e salavat getirmenin fazileti, ebeveyni, doğumu, isimleri, isrâ ve mi‘racı, arş, kürsî ve yedi gök tabakası, âlemlerin sayısı meselesi ve İblîs hakkındaki hikâyeler gibi konulara yer verilir. İkinci bölüm ehl-i abânın sayısı ve Resûl-i Ekrem’in hissî mûcizeleriyle ilgilidir. Üçüncü bölümde mukarrebîn ve hamele-i arş, cennet ehlinin ziyafet günleri, kevser, Resûlullah’ın hicreti, ayın yarılması (inşikāku’l-kamer) olayı ve Ebû Eyyûb el-Ensârî kıssası zikredilir. Dördüncü bölüm yahudi âlimlerine dair bazı menkıbeler, çocukların yaptıkları amellerin sevabının ebeveynlerine ulaşması ve namazın keyfiyeti gibi hususlarla ilgilidir. Beşinci bölümde Hızır ve İlyâs kıssaları, meleklerin tesbihi ve cuma namazının fazileti konularına temas edilir. Altıncı bölümde Hz. Mûsâ’ya Resûlullah’a salavat getirmesinin emredilmesi, mîsak, Âdem’den Îsâ’ya kadar geçen peygamberlere ait menkıbeler ve Kur’an âyetlerinin sayısı gibi meseleler üzerinde durulur. Yedinci bölümde bazı zikir metinlerini ve âyetleri okumanın fazileti, müminlerin meleklerden üstün konumda bulunuşu, nübüvvetin vehbî oluşu, hûrîler, Cebrâil’in Peygamber’e geliş sayısı, Resûl-i Ekrem’in amcası Ebû Tâlib’le yaptığı Şam yolculuğu, Hz. Süleyman’ın kuşların zikrinden haber vermesi vb. konulardan bahsedilir. Sekizinci bölümde fakirliğin övünç vesilesi olduğunu belirten ve sûfîlerce Hz. Peygamber’e atfedilen rivayetin mevzû oluşu, te’vil ve tefsirin açıklanması, ism-i a‘zam duası, kalbin salâh ve fesadı üzerinde durulur. Firavun ve İblîs’le ilgili hikâyelere yer verilir. Eser Cezûlî’den nakledilen uzunca bir duanın tefsiriyle sona erer.

 

Kitabın en önemli özelliği, tasvirlerde ve menkıbelerle dolu anlatımlarda halkın duygularına ve hayal dünyasına hitap edecek bir üslûbun kullanılmasıdır. Bundan dolayı eser halk arasında çok rağbet görmüştür. Müellif konuları işlerken zayıf, uydurma ve İsrâiliyat türü rivayetlere başvurmuştur. …mi‘rac olayının bedenen vuku bulduğu kabul edilerek mi‘rac hayal ürünü birçok unsurla desteklenmiş ve bunlar peygambere izâfe edilmiştir. Bu arada yapılan tasvirler arasında Peygamber’in başına nurdan kavuk giydirildiği, Hz. Âdem’in yaratılmasından sekiz bin yıl önce Rıdvân tarafından sarılmış olan bu kavuğun kırk bin gözü ve her gözünde “Muhammed Allah’ın resulüdür, nebîsidir, habîbidir, halîlidir” şeklinde dört satırın yazılı olduğu vb. rivayetlere eserde sıkça rastlanır.

 

Bu tür mübalağalı ifadelere ve abartılmış sayılara dayanan tasvirlere yer verilen Kara Dâvud, halk eserleri arasında sağlam rivayetleri en az kullanan bir kitap niteliğine bürünmüştür. Kara Dâvud,  geleneksel yaşayış tarzını devam ettirmekte olan çevrelerde bugün hâlâ okumaktadır. (TDV İslam Ansiklopedisi, Kara Davud)

 

Son olarak; Beydeba ise ‘Kelile ve Dimne’ isimli ünlü Hint masalının müellifidir.

 

Türkiye’de daha çok İbnü’l Mukaffa çevirisi -ki o da Süryanice’den çeviri yapmıştır- ve eklemeleri ile tedavülde olan kitabın Hindistan'da yaygın bir halk kitabı olarak sayısız versiyonu bulunmaktadır. (Kelile ve Dimne, Şule Y.)

 

Ömer Rıza Doğrul’un Türkçeye çevirisini esas aldığı İbnü’l Mukaffa dini ve ilmi çevrelerde maalesef zındık (Mecusi-maniheist) olarak anılır ve itikat açısından muteber bulunmaz. (a.g.e. s13) İslam Ansiklopesi ise ünlü mütercimin mü’min olduğunu ve Abdullah adını aldığını belirtir.(İsmail Durmuş)

 

            Aslen İranlı olan İbnü’l Mukaffa’nın asıl adı Ruzbih'tir. Babası Haccâc’ın vergi tahsildarı iken görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle kendisine işkence yapılmış, bu yüzden eli sakat kaldığı için “Mukaffa‘” (eli büzülmüş, çolak) lakabıyla tanınmıştır.

 

            Ümeyyeoğullarının son döneminde Irak divanlarında çalıştığı söylenen ve Arap, Fars, Yunan ve Hint kültürlerine ziyadesiyle aşina olan İbnü’l Mukaffa, Mansur’un hilafeti döneminde siyasi sebeplerle öldürülür.

 

İki bin yıllık tarihi olan eserde fabl ya da mesel denilen sanatsal yöntem ile hayvanların dilinden mesajlar verilmektedir. Ahlak ve siyaset konulu eserde hükümdar ile bilge kişi arasındaki sohbetin temel mevzuları olarak otorite kaynağına yakınlık, uzaklık; otoritenin devamını sağlayan temel ilkeler; halk -hükümdar ilişkisi, hükümdar vüzerâ ilişkisi, siyâsî ihtiraslar, ehliyet, beceriklilik, ihanet, hile gibi konular ele alınır

 

Örneğin Aslan ve Öküz diyaloğu üzerinden dedikoducu ve arabozucu kişinin sözünden sakınmak konusu işlenir. Baykuş ve Kargalar üzerinden düşmanların durumlarını gözlemlemek ve onların hilesinden emin olmamak; Fare ve Kedi üzerinden metin olma, tedbir alma ve düşmanların belâsından hileyle kurtulma; Melik ve Kuş Fenze üzerinden kin sahiplerinden kaçınmak ve bunların dalkavukluğuna güvenmemek; Aslan ve Çakal üzerinden hükümdarların en iyi sıfatı ve güçlülerin en güzel özelliği olan affetmenin fazileti; Dişi Aslan, Okçu ve Çakal üzerinden davranışların aynı muameleyle karşılık bulması; Îlâz, Belâz ve Îrâht kikayesinde özellikle padişahlar için gerekli olan hilm, vakar, sükûnet ve kararlılığın fazileti ve Şehzade ve Arkadaşları  hikayesi ile de zamanın / şartların değişmesine aldırmamak ve işleri kazâ ve kadere bağlamak konusu işlenir.

 

Ancak ilginç olan şudur ki, ‘asıl maksadım avamdan gizleyip korumak, kitabın içeriğini serseri, kaba-saba güruhtan esirgemek; bilgeliğin özünü, türlerini, güzelliklerini değer bilmezlerden uzak tutmak için hayvanların ve kuşların dilinden vereceğim’ diyen Beydeba’nın elitist ve seçkinci yaklaşımına rağmen eser Anadolu’da geniş halk yığınlarının ilgi odağı olmuştur.

 

            Görüldüğü üzere; dünyanın modernizm ve kuramlarını tartıştığı, sosyalizm ve liberalizmin siyasal dengeler açısından çekim alanları oluşturduğu, üretim, eğitim, şehirleşme, kültür gibi konuların teknoloji desteği ile sosyolojik modelleri harmanlayıp aşıladığı zamanda otoriter siyasal iktidar ve onun müstebid dil ve kültür politikaları yüzünden okunacak ve üzerinde tahlil ve tenkit yapılacak eser bırakılmadığından sosyo-kültürel hayat son derece bodur, derinliksiz ve renksiz bir dönem geçirmiştir.

 
Etiketler: , KARANLIĞIN, KÜLTÜRÜ,
Yorumlar
Diğer Yazılar
İLAHLAR ÇOCUKLARIMIZI TÜKETMESİN
GÖSTERİ TOPLUMU
ŞİİRİN GÜNCESİ -7- 'SULTAN'
BAUMAN’IN ‘AKIŞKAN DÜNYA’SI
Kaç Engerek soyundan, Sığın Aydınlığın Rabbine
ZAMANA DÜŞEN BİLİNÇ SAHNELERİ
FİKRETMENİN KARAKTERİ
ŞİİRİN GÜNCESİ -6- ‘SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE’
BENDEKİ NOTLAR -8-
MÜNACAT
KARTEZYEN BİLİMDEN SİSTEMLER YAKLAŞIMINA
YAŞAMIN ANLAMINA DAİR BİR GÜZELLEME
AKIL, DÜŞÜNME VE BİLGİ
NE YAPMALI?
Aytmatov’dan Bir Nefes: ‘Gün Olur Asra Bedel’
'İslam Deklarasyonu': Yeniden İman Çağrısı
Medya ve Yeni Bir Dil Sorumluluğu
ŞİİRİN GÜNCESİ -5- ‘SEMUD’
POST MODERN TÜKENİŞ
BAŞKALARININ AŞKIYLA BAŞLIYOR HAYATIMIZ
Kir Tortuları
YIKIN EFENDİLER YIKIN!..
1950-60 ARASINDA BİNGÖL’DE SİYASAL HAYAT
Şiirin Güncesi -4- 'ÇAĞDAŞLAR İÇİN'
BENDEKİ NOTLAR -7-
Akif Emre ve 'Göstergeler'
Çok Partili Hayat ve İlk Muhalefet: Milli Kalkınma Partisi
ŞİİRİN GÜNCESİ -3- ‘SUYU ANDIK VE ÇOCUKLAR SUYA GİRDİ’
İHTİLAF VE TEFRİKA KARŞISINDA BİLGELİK
İNSANA DAİR -1-
BENDEKİ NOTLAR -6-
ŞİİRİN GÜNCESİ -2- ‘KARDEŞİME MEKTUP’
BENDEKİ NOTLAR -5-
RUHUN ‘ÖZGÜR’ HALİ
ŞİİR’İN GÜNCESİ -1- ‘GECE’
BATI DÜŞÜNCESİNİN KIRILMA ANLARI
SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
DÜŞÜNMEK KADAR ASİL
KARTEZYEN DİNDARLIK
BENDEKİ NOTLAR -4-
SEYYİD KUTUB YORGUNLUĞU (MU?)
YARGI DEĞİL İSTİKAMET
MUHATAPLARA BEYANIMDIR İNSAN KALBİYLE DÜŞÜNÜR
BENDEKİ NOTLAR -3-
SÖYLE MARGOS NERELİSEN?
SELAM OLSUN ÜÇÜNCÜ YOLA
SİSTEM VE UYGULAYICILAR
YERLERİN ÖĞRETMENİ, GÖKLERİN ÖĞRENCİSİ: ALİYA
EVRENSEL OLAN NEDİR/KİMDİR?
VARLIK, AKIL, ADALET, EYLEM, SÜKUN VE RÜCU
Hüznün Zaman Sarkacı: Eylül
BENDEKİ NOTLAR -2-
BENDEKİ NOTLAR -1-
HAYDİN FELAHA
Çocuk ve Merhamet
SÜKUT MAKAMINDAN KLAS MEKTUPLAR
YAŞAM BİLGELİĞİ YA DA MUTLULUK ÖĞRETİSİ
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
TARKOVSKY VE SİNEMA SANATI
TEO-POLİTİK NOTLAR
AKLIN MEKAN İLE İMTİHANI
.
BİNGÖL Egazete
Yazarlar
Önemli Haberler
Anketler
Belediye'ye devredilen askeri alana ne yapılsın ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
34
0
2
4
10
16
2
Yeni Malatyaspor
28
0
4
4
8
16
3
Antalyaspor
26
0
6
2
8
16
4
Kasımpaşa
26
0
6
2
8
16
5
Galatasaray
26
0
4
5
7
16
6
Trabzonspor
26
0
4
5
7
16
7
Beşiktaş
26
0
4
5
7
16
8
Atiker Konyaspor
24
0
4
6
6
16
9
Sivasspor
24
0
4
6
6
16
10
MKE Ankaragücü
20
0
8
2
6
16
11
Bursaspor
20
0
4
8
4
16
12
Göztepe
19
0
9
1
6
16
13
Kayserispor
18
0
8
3
5
16
14
Alanyaspor
17
0
9
2
5
16
15
Akhisarspor
16
0
8
4
4
16
16
BB Erzurumspor
15
0
7
6
3
16
17
Fenerbahçe
15
0
7
6
3
16
18
Çaykur Rizespor
12
0
6
9
1
16
Arşiv