Yusuf ALİOĞLU Libası İdrarlı Adamlar
Yazı Detayı
02 Ağustos 2022 - Salı 16:42 Bu yazı 1395 kez okundu
 
Libası İdrarlı Adamlar
Yusuf ALİOĞLU
 
 

Zamanı siyasal tarih dilimlerine bölerek baktığımızda her dönemin yönetmek kelimesinde mündemiç ‘duruşları’ ve bu duruşların yarattığı ‘pratik müktesebatı’ vardır.

 

Teori ve pratiğe ait kural ve teamüllerin belirleyicilik katsayısı ne olursa olsun kabul etmek gerekir ki, en adilinden en zalimine, en eşitlikçisinden en despotuna tüm yönetim biçimlerinde nihai gerçeklik ‘insan’ unsurudur.

 

Bu yönetim modellerinde kurucu metinlere, temel söylemlere ve sözleşmelere dayanarak hiza alan pratikler insandan birer yorumla yol alır.

 

Kurucu söylem orijinli işlemler dallanıp budaklandıkça metnin şekilsel varlığının tamamlayıcı cüzü olan metnin ruhu insanın yorum kapasitesiyle birlikte ön plana çıkar.

 

Daha teknik bir ifade ile söylersek, metnin ne dediğinin yanında bir de ne demek istediğinin tartışıldığı bir söylem uzamı gelişir.

 

Aldığı eğitim, dünya görüşü, merhamet, adalet, özgürlük ve hukuk gibi kimlik inşa edici temel konulardaki nosyonu güçlü adamlar metin ile şeklen mesafe problemi yaşasalar da metnin arka planına yani ruhuna dair duyarlılıkları ile kriz anlarını sükûnet ve suhuletle atlatabilirler.

 

Tarih öncesi ya da modern zamanlara ait sosyal, hukuki, felsefi, edebi ya da dini içerikli bir metin, ‘sözü dinleme ve güzel olanına uyma’ ahlakı ile yetişmiş bu insanların elinde daima dünü, bugünü ve yarını anlamaya dair istikamet kazandıran yoldaki işaretler misali durur.

 

Metin ve yaşanan döneme dair görece farklılıklar, ‘zamanlar üstü kıymetleri’ bulanıklaştırmaz aksine daha da güçlendirir.

 

Metne sadık farklı yorumlar ve uygulamalar birer fitne tohumu gibi ayrıştırıcı roller oynamaz; aksine çoğulcu, çok renkli ve çok sesli bir karakter ile daha gür ve gümrah şekilde zamana ve mekana iz bırakır; öğretici karakteri ile zihinsel faaliyetleri yani cehd kabiliyetini besler, büyütür ve geliştirir.

 

Bu mektebin müdavimleri ‘her an farklı bir işte olan rabbin adı ile okuma’ ilkesinden hareketle daima dinamik süreçlerin temsilciliğini yaparlar.

 

İyi ya da kötü yönetimlerin belirleyiciliği fark etmeksizin ilkesel duruşları ile karanlığın içinde aydınlığı, dalaletin içinde hidayeti, Firavun’un sarayında ve Mekke şirk sitesinde ahlakı sürdürürler.

 

Diğer yandan metnin şeklini mutlaklaştıran ve okuma biçimindeki otoriter karakteri kültürden sanata, sosyal hayattan siyasi ilişkilere belirleyici kılan yaklaşımın müntesipleri ise, iyi ve kötü niyetli adamlar ayrımı yanında, ‘metinden koparsak tespih taneleri gibi dağılırız’ söylemini üretir dururlar.

 

Şeklen doğru olan bu muhafazakar söylemin esasa dair hedefleri farklıdır. Amaç ortodoks anlayış ve paratiklerin her daim egemenliği ve muhalif olanların bertaraf edilmesidir.

 

Muhafazakar otokrasiye göre farklı her ses en genel tespitle ‘ayrılıkçı’ ilan edilmeli ve boğulmalıdır. Aykırı okuma biçimleri ötekileştirilerek yasaklanmalıdır. Gösterileni değil de gördüklerini anlatmaya çalışan her kalem susturulmalıdır.

 

Bu okuma biçiminde tabelanın bize ait olması yeterli meşruiyet sebebidir. İçeride olanların hukukiliği ve insaniliği ayrıntıdır. Burada metinler çokça okunur, hüsn-ü hat ile yazılır, çerçevelere yerleştirilir, ezberlenir, farklı makamlar ile seslendirilir ancak mana ile pek münasebet kurulmaz.

 

Bu okuma biçimi şehirli değil taşralı yönleri ile ağır basar. Farklı disiplinler ile kesişmekten, yüzleşmekten, karşılaşmaktan bilhassa kaçınır; bahaneler üreterek uzak durur.

 

Bu söylemin adamları, idarenin zaaflarına yoğunlaşmak ve ıslah etmekten çok eksik ve gediklerden yol alma, yolma, yolunu bulma işleri ile meşgul olurlar.

 

Mızrakların tepesine geçirilmiş bir dini metnin gölgesinde ‘mızraklı ilmihal’ ile tüm zamanların düşünce sorunlarını çözebileceklerini seslendirirler; mızrak çuvala sığmayınca da içimizdeki hainler, işbirlikçiler, dış güçler gibi argümanlarla beceriksizliklerini örtmeye çalışırlar.

 

Bu okuma biçiminin dayandığı sosyoloji, itaatte zinhar kusur etmeyen ‘teba’ kökenlidir. Meşruiyetini ortodoksiden alan bir toplumsal yapının dolgu malzemeleri olarak bu kimseler söylendiği kadar bilen, istendiği kadar konuşan, gösterildiği kadar mesafe alan iradeleri çalınmış aparatlardır.

 

Dolayısıyla bu vasatta özne olma talebi en büyük cürüm olarak görülür ve muhtemel özne adaylarına ibret olması adına sert yöntemlerle cezalandırılır.

 

Fert olma imkanının kaldırıldığı ve kralın dininin dayatıldığı bu oyun alanında özgürlük ve özgünlük talebi müstakil birer suçtur.

 

Düşünce planında bu sıkıntılar çok yönlü ve katman katman devam ederken bu taraklarda bezi olmayan simsar kılıklı adamlar ise ‘padişahım çok yaşa’ repliği ile kamuya ait mal ve hizmetleri iç ettikçe eder ve şimdilerde çokça konuşulan Rus oigarkları misali faşizm ve kapitalizm izdivacının ürünü türedi zenginler sınıfı oluşur.

 

Herkesten fazla umre yapan, Ramazan aylarında siyah poşet ya da koli dağıtan, sakalını sıvazlayarak dolar, euro hesabı yapan, işçisinin emeğine çöken, cinsiyet ayrımı ile her gün yeni mağdurlar yaratan, hukukun gücünden çok partisinin, cemaatinin, derneğinin, aşiretinin, atalarının ve sahte sosyal medya hesaplarının gücüne dayanan bu 'libası idrarlı adamlar' giderek bir toplumsal pratiğin kara kutusu olmaktadırlar.

 

Musa’ya ‘sen ve rabbin gidin savaşın’ diyen mantalitenin bedenlendiği bu adamlar, ilkesel aidiyetleri ve kamunun vicdanı olma hassasiyetini bir yana bırakarak elleriyle yarattıkları trendin peşinde koşup durmaktadırlar.

 

Bu trend öylesine baş döndürücü bir hızla etrafı kuşatmaktadır ki acıktığında putlarını yiyen cahiliye adamları gibi adam satma, ihanet, iftira, ses kaydı paylaşma, foto servis etme, parti ve cemaat değiştirme, toplu iman, toplu inkar gibi ana metin ile alakasız pratikler yumağına dönüşmektedir.

 

Niceliğin hakimiyetinde gelişen kötü örneklerin kategorik düşünme ve sentezleme yeteneğini buharlaştırdığı, aldatma ve aldanma hikayelerinin çoğalarak saf aklın işleyişine hükmettiği bir vasatta, nesne sanallığından özne gerçekliğine ulaşamayan bireyin tefrik ve temyiz kapasitesi de gittikçe tükenmektedir.

 
Etiketler: Libası, İdrarlı, Adamlar,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
27 Haziran 2022
“Hayatın Anlamı” Nedir?
2638 Okunma.
21 Haziran 2022
‘Ey kötülük!’
1159 Okunma.
24 Mayıs 2022
Şiirin Güncesi 10: “Sonsuz ve Öbürü”
2128 Okunma.
05 Mayıs 2022
'Sıkıntı yok!'
1835 Okunma.
19 Nisan 2022
Düğümlere Üfüren Mühendisler Zamanı
1975 Okunma.
08 Nisan 2022
Bendeki Notlar 11: ‘Şehir Sineması’
1735 Okunma.
20 Mart 2022
Hakikate Tanıklık Nedir?
1847 Okunma.
03 Mart 2022
‘Tüm İnsanlığa Açık ve Ücretsiz Gösteri’
1757 Okunma.
09 Şubat 2022
Bendeki Notlar 10 “Kültür ve Sanat Merkezleri: Sinema, Kırtasiye, Park”
3549 Okunma.
13 Aralık 2021
Frankfurt'ta Bir Haşimi
5346 Okunma.
17 Kasım 2021
Nurettin Topçu’nun Gördüğü ‘Taşralı’
3698 Okunma.
09 Eylül 2021
Harf Eken Kelime Biçer
5104 Okunma.
24 Ağustos 2021
Bir Mütevazi Monologdan Arta Kalan Sualler
2891 Okunma.
24 Haziran 2021
Çekilin aradan, maradan...
4718 Okunma.
15 Haziran 2021
'Biraz da ben konuşayım'
3328 Okunma.
28 Mayıs 2021
‘Apaçık’ Şiir
3524 Okunma.
06 Mayıs 2021
“Şehir’dir adım; kimlik alır, kimlik veririm.”
3806 Okunma.
22 Nisan 2021
Kitaplar Dolusu Susmak...
2933 Okunma.
16 Nisan 2021
Zamanın İdrak Sarkacına Merhaba
2199 Okunma.
23 Mart 2021
Söz Düşerse Ne Kalır Geriye?
3620 Okunma.
18 Ocak 2021
Dayvun, Dayvun, Dayvuno / Day Qırbun Çımun Siyuno
9235 Okunma.
22 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -5-
1878 Okunma.
10 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -4-
2314 Okunma.
04 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -3-
1874 Okunma.
30 Kasım 2020
Parayı Nereye Yatırmalı?
2096 Okunma.
26 Kasım 2020
Biriktirdiklerim -2-
2417 Okunma.
16 Kasım 2020
Biriktirdiklerim -1-
2504 Okunma.
19 Ekim 2020
Ne Zaman Reşit Olacağız?
3372 Okunma.
Haber Yazılımı