Yazı Detayı
11 Mart 2016 - Cuma 12:48 Bu yazı 1267 kez okundu
 
SEYYİD KUTUB YORGUNLUĞU (MU?)
Yusuf ALİOĞLU
aburtaskiray@gmail.com
 
 

Ülkenin yaşadığı yakıcı ve yıkıcı gündemlerin yanı sıra giderek belirginleşen fikri takipsizliğin belli adreslerde araz olmanın ötesinde öze tekabül etmeye başladığını endişe ile gözlüyoruz.

 

Pek çok ‘çevre, konu ve şahsiyet’ üzerinden sürdürülebilecek bu tartışmayı Nida Dergisi Aralık/2015 sayısında Seyyid Kutub özelinde tartışmaya açmış.

 

Sunuş yazısındaki, ‘Yeni Türkiye İslamcılığı için Seyyid Kutub söylemi bir yük gibi durmaktadır’ tespiti hem mahallenin mevcut durumu hem de dergideki yazıların genel perspektifi için yoldaki bir işaret gibi duruyor.

 

‘Seyyid Kutub: Çağın Şahidi ve Şehidi’ adlı makalesinde Arif Arcan, 1850’li yıllardan bu yana Mısır’ın batlılarca kuşatılan sosyal, kültürel, idari ve ekonomik yapısının İhvan-ı Müslimin’i, onun da Kutub düşüncesini ve radikalleşen uzantılarını doğurduğunu söylüyor.

 

Mısır’ın İran ve Türkiye ile eş anlı yaşadığı modernleşme süreçlerinin Türkiye Müslümanları için Kutub düşüncesini anlamada katkı sağlayacağı tespiti de yazıda öne çıkan taraflardan.

 

Kutub düşüncesindeki ödünsüzlük ve tavizsizliğin bir ucu şiddete varan heyecanlı bir aklı değil tamamen resulün davranışlarını öne çıkaran sakin bir aklı barındırdığı vurgusu yapılıyor yazıda.

 

‘Seyyid Kutub: Çok Yönlü İtiraz’ adlı yazısında Murat Ünal ise, ‘Kutub düşüncesinin salt retorik olmadığını, aydınlanma düşüncesine, sekülerleşmeye ve endüstriyel kapitalizme köklü bir eleştiri barındırdığını savunuyor.

 

Aynı yazıda geçen, ‘batlılarca bir algı operasyonu olarak Kutub düşüncesinin radikalizm ve şiddet ile birlikte gösterilmesi bir aldatmacadır’ tespiti de önemli. Dahası yazar, ‘Kutub düşüncesinin etkisidir ki Türkiye Müslümanları siyasal ve sosyal alanlarda şiddet ve terörden uzak durmuşlardır’ şeklinde önemli bir din sosyolojisi okuması yapmaktadır.

 

İslami hareketin giderek siyaset merkezli bir sekülerleşme evrimi yaşadığı tespiti de önemli. Bu süreçlerde kutsalın sıradanlaşması da Müslümanların eylem yüklü yoğunluklarının düşüncede yarattığı naif yarıklar olarak anılmalıdır. Bu meyanda denilebilir ki, Müslümanlar duygu zayıflaması ile malul zamanlardan geçiyor.

 

‘Seyyid Kutub ve Projesi’ adlı yazısında Ali Bulaç ise Kutub’un paradoksal olarak önce Hint Alt kıtasından etkilendiğini sonra da İran devrimi de dahil geniş bir hinterlandı etkilediğini söyler.

 

Bulaç da Kutub’un selefilik ve şiddet ile özdeşleştirilmesini haksız bularak, ondaki batı karşıtlığının emperyal politikalara yönelik olduğunu söyler.

 

Bulaç’a göre, onun siyasiliği toplumsal tasavvur bağlamında Afgani’den; eğitime yaklaşımı da Abduh’un felsefesi sorgulanmamış eğitim kabulünden farklıdır. Hedeflediği politik toplum ve ona giden yönteme dair etütleri de onu Kaddafi ve Ziya-ül Hak darbeciliğinden ayırır.

 

Kur’an ve sünneti merkeze alarak Asr-ı saadet modeline ‘bilinç’ düzeyinde vurgu yapması; ümmete ait iktidar ve/veya mülkiyet prokejsiyonu; mekanik ve pozitivist kulvarlarda zaman kaybetmeyen ‘evren’ tasavvuru; vahyi merkeze alan epistemoloji yaklaşımı ve bilgeliği güncelleyen hikmet anlayışı onun bariz vasıflarıdır.

 

Sırtını yasladığı vahiy mirasının en büyük güvencemiz olduğu; sömürüye karşı mücadele fikri; fıkhı donukluktan kurtarma ve alimlere düşünme üzerinden itibarlarını iade yaklaşımları da onu yıldızlar içinde Süreyya kılan özelliklerindendir.

 

Bulaç, Kutub’un ‘cahiliye toplumu’ kavramsallaştırmasını toplum kelimesinde içkin modern, seküler, ulusçu ve sentetik zaaflardan dolayı temkinle karşılasa da Kutub kitabiyatında toplum, ümmetin ilk adımı, pilot uygulaması olarak ele alınır. Tıpkı toplumdan önce öncü bir grup/cemaat önermesi gibi.

 

Cahiliye toplumu fikrinin takipçilerde toplumsal soyutlanmalara varan ekstrem örneklerini ise uygulayıcıların psiko-sosyal konumları ve ümmet coğrafyasının sömürü deneyimi ile beraber okuyarak Kutub’tan bağımsız, kasdı aşan bir yaklaşım olarak tespit etmek gerekir.

 

Bulaç’ın tartıştığı bir diğer saptama ise, ‘İslam cahiliyenin gölgesi altında yaşayamaz’ cümlesidir. Bulaç, ‘İktidarı merkeze alan, realiteden uzaklaştıran ve sivil toplumu boğan bu cümleleri tartışmalıyız’ diyerek bu yaklaşım ile arasına mesafe koyar. Oysa Kutub, cahiliyeyi müşahhas bir güruh olarak kodlamayıp onu zihinsel bir tutum üzerinden tüm zamanlar ve mekanlar için deşifre etmeye çalışır.

 

Son olarak, Bulaç da ‘cahiliye’ kavramı üzerinden Türkiyeli Müslümanların Kutub düşüncesini çabuk tükettiklerini ve muhafazakarlığı tercih ettiklerini söyler.

 

Verdiği röportajda Halil İbrahim Yenigün’e göre ‘İslam’da Sosyal Adalet’ kitabı batılı, kapitalizm ile doğulu sosyalizm karşısında üçüncü halin mümkünlüğünü haykıran ilk sestir.

 

Ona göre sosyal adaletçi ve özgürleşmeci duyarlılığın adı olan Kutub, yoksulluk ve sömürü düzeninin insanlardan aldığı izzet ve özgüven nimetlerini gözlemleyerek hayatın içinden ve romantik aymazlıklardan uzak sahici bir dil geliştirmiştir.

 

‘Gördüğüm Amerika’ adlı kitabında Kutub, Adorno ve Horkheimer’ın kültür endüstrisini izlemeleri gibi Amerika’daki din endüstrisine, araçsallaştırılan ve afyonlaştırılan kilise ve dinsel söyleme dair gerçekçi gözlemler yapar.

 

Yenigün’e göre Kutub, batılı söylemin düşüş ve inhitat yaşadığı bir dönemde bu paradigmaya şerh düşmüş bir düşünürdür. Spengler’in ‘Batı Düşüşü’, Varoluşçu bunalım yılları, eleştirel teoricilerin karamsarlığı, Heidegger’in ‘Bizi ancak Tanrı kurtarabilir’ çıkmazı, tabii bilimlerin insana mesafe aldırmadığını imleyen Alexis Carrel ve yoğun teknoloji eleştirilerinin olduğu yıllarda bu kırılgan hattan içeriye ‘İslam’ diye haykıran aziz bir sese dönüşür Seyyid Kutub.

 

Afgani, Abduh ve İkbal’in yolunda ama daha ileri bir nokta olan ‘vahiy ile arınma’ya doğru yol alır. Sosyal hayatı, zihinsel yüklenmeleri ve kültürel müktesebatı da tarihi değil normatif bir durumsallık olan cahiliyeden arındırma, sahih kılma savaşı verir.

 

Cahiliye ile arasına koyduğu mesafenin derinliği ve netliği ondaki düşünsel kıvam, sanatsal yetkinlik ve entelektüel donanımdan dolayı asla tekfir ve tecrit’e kapı aralamamıştır. Kişileri değil normları hedefleyen cümleleri de onda tekfirciliğin esamesinin olmadığının bariz kanıtlarındandır.  Ardıllarının bu yöndeki davranışını şehirli olamamak, çoğulcu okumalardan uzak durmak, kişi odaklı yorumlar yapmak ve tercih hürriyeti gibi ontolojik yasalardan habersiz olmakla açıklamak daha doğru olacaktır.

 

‘Onu farklı kılan akide-ahlak-siyaset arasındaki kopmaz ilişkilere dikkat çekmesi ve düşüncenin temelini daima öne çıkaran etno-etiko-politik tarafıdır’ der Yenigün.

 

Komünist Manifesto Marksistler için ne kadar değerli ise ‘Yoldaki İşaretler’ de Müslümanlar için o kadar değerlidir.

 

Yenigün’e göre Kutub düşüncesinin ciddiyetini uzun soluklu taşıyamayanlar kendilerini muhafazakarlık limanlarına atarak geçmişlerine sövmeye başlamış ve bir vebalı gibi merhum ile aralarına mesafeler koymuşlardı.

 

Bu meyanda Kutub düşüncesinin sürdürülemezliğini pazarlayan samimiyetsiz mahfilleri de eleştiren Yenigün, onun en büyük farkının Kur’an merkezli dünya tasavvuru olduğunu söyler.

 

‘Ne Seyyid, Ne Kutub: İşaret’ adlı makalesinde, ‘ne seyyidlik ne de kutupluk’ vurgusunu öne çıkaran Nusret Altundağ ise onun İslam dünyasındaki kafa karışıklığını iyi görerek Kur’an kılavuzluğunu önceleyen söylemi ile okuyucuyu kitap ile buluşturma misyonu üzerinden bir işaret olduğunu söyler.

 

Mehmet Yaşar Soyalan da ‘Çağımızda Kur’an’ı Yeniden Bulan Adam: Seyyid Kutub’ adlı yazısında Kur’an algısı ve Türkiye’deki Kur’an okumalarına Seyyid Kutub’un etkisini tartışır.

 

Yazara göre Kutub 70’li yıllarda yenilikçi Kur’ani söylem ile dikkatleri üzerine çekerken 80’li yıllardan itibaren gerek içe dönük dinamikler ve gerekse İran İslam Devrimi nedeniyle daha çok siyasal ve devrimci bir kimlik ile temayüz etmeye başlamıştır.

 

Soyalan, Kutub’un, tefsir ilminin mesajın ruhunu örten yanlarına dikkat çekmesini ve bunun yerine tefsiri aradan çekerek direk Kur’an okumaları yapmasının kendi dünyasındaki sarsıcı ve kurucu misyonuna dikkat çeker.

 

Ona göre Kutub’un çok net bir amacı vardır: ‘Kur’ani bakış açısına sahip bir birey ve toplum oluşmasına katkı sunmak, onun bir hidayet rehberi ve hayat kitabı olduğunun anlaşılmasını sağlamak’.

 

Onun için önce Kur’an’ın anlaşılmasına, uslubunun kavranılmasına, onun hedeflerinin, metodolojisinin ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmalar yaptı.

 

Buradan Kur’an’ın dil ve tasvir metodundaki hareketlilik ile metnin ve mesajın dinamikliğine dair bulgulara ulaştı.

 

Tasvir metaforu üzerinden tasvir ile tasvir edilenin aynı şeyler olmadığını tüm çalışmalarına yayarak dinamik metin ya da metnin ruhu gibi asla tekabül eden bir metodolojiye göndermeler yaptı.

 

Soyalan, Kutub düşüncesinin gelenekçi ve muhafazakar çevrelerde uzun yıllar tekfire varan bir ötekileştirme ve tecrit uygulamasına maruz kalsa da yasaklandıkça ilgi odağı olmayı başardığını söyler.

 

Dergide Muhammed Amara ile yapılan ‘Kendi Siyasal ve Sosyal Gerçekliğinde Seyyid Kutub’ adlı bir röportaj daha var.

 

‘Amerika’ya Müslüman olarak gittim, mü’min olarak döndüm’ diyen Kutub, Amerika’nın komünizmle savaşan Amerikanlaştırılmış bir İslam istediğini söyleyerek Menar çizgisinin siyasal bilinç kulvarına derinlik katar.

 

Amara’ya göre Kutub yenilikçi Hasan El Benna çizgisinden Devrimci Mevdudi çizgisine yoğun işkence ve ağır hapis şartlarında geçer.

 

1966’da ‘Yoldaki İşaretleri’ okuyan Mevdudi, yanındakilere ‘sanki bu kitabı ben yazdım’ diyerek düşünsel benzerliğe dikkat çeker.

 

Şeyh Muhammed Gazali’nin ‘cahiliye’ ve ‘hakimiyet’ üzerinden Kutub’a yönelttiği eleştirileri de paylaşan Amara, Kutub’un dev bir İslami reform projesini temsil ettiğini, bu büyük yolculuğun gerginlik, red, kızgınlık ve protesto fikirlerine indirgenemeyeceğini belirtir.

 

Amara’ya göre Seyyid Kutub’u ‘yanlış ictihad’ üzerinden şiddetle ilişkilendirmek büyük bir yanlıştır. Zira o, ‘Yoldaki İşaretler’de bile şiddet ve kılıçla değil, düşünce ve ikna ile İslami harekete davet etmiştir.

 

Son olarak Kutub’un tefsir çalışmasını değerlendiren yazar, şehidin kullandığı sanat ve duygular sayesinde halkın vicdanında daha yakın bir yer bulduğunu söyler.

 

Derginin kapak ile ilgili son yazısında Abdullah Mısri’nin ‘Seyyid Kutub: Usta Edip, Asrın Mütefekkiri’ adlı tercüme yazısı var.

 

Şiirde romantizm ekolüne bağlıdır dediği kutub için Necip Mahfuz’un çağdaşı ve döneminin en iyi edebiyatçısı tanımını yapar Mısri.

 

Mısri’ye göre Kutub resmi görevli olarak Amerika’da iken bir davette Hasan El Benna’nın ölüm haberine kadeh kaldırılmasını hayatında bir kırılma noktası kabul eder. Enver Ma’davi’ye yazdığı mektubunda edebiyat eleştirmenliği yerine İslami davet hassasiyetini iletir. Bunun üzerine Vefd Hükümeti düşünceye kadar eleştiriler geliştirir ve her eleştirisi de Genç Subaylar hareketine teorik birer malzeme olarak katkı sunar.

 

Ancak İhvan ve Abdunnasır arasında yaşanan gerginlikte net tavır ortaya koyar. 1952’de Cemal Abdunnasır’ın İçişleri ofisine çağırttığı ve oturmasına müsaade etmeden kızgınlıkla, ‘Sen İhvan’dan mısın?’ diye çıkıştığını, bunun üzerine Kutub’un da tokat gibi bir cevapla ‘Şu andan itibaren öyleyim’ dediğini rivayet eder.

 

Sonuç:  Varlığını şahitliğin üst makamı olan şehitlik ile mamur kılan Seyyid Kutub, özgüveni dorukta, sahih bilgilere odaklanmış, özgürlükçü, inşacı ve adaletçi duruşu ile göğümüzün yıldızlarından olmaya devam ediyor. Bilinç yüklü satırları ve çağa attığı keskin bakışları ile o bir yük değil Allah’ın mü’minlere nimetidir. Akidevi adanmışlığın işareti olan antiemperyalist söylemi akleden kalpler için daima basiret ve feraset makamında yoldaki bir işaret olarak kalacaktır. Şiddete referans gösterilen ifadelerini ise bağlamından koparılmış soğuk savaş hamleleri ya da isabetsiz yorumlar olarak okumak gerekir. Onu doğrularından dolayı hayırla, yanlışlarından dolayı da Allah’tan bağışlanma duası ile rahmetle anıyoruz.

 

 
Etiketler: SEYYİD, KUTUB, YORGUNLUĞU, (MU?),
Yorumlar
Diğer Yazılar
ŞİİRİN GÜNCESİ -7- 'SULTAN'
BAUMAN’IN ‘AKIŞKAN DÜNYA’SI
Kaç Engerek soyundan, Sığın Aydınlığın Rabbine
ZAMANA DÜŞEN BİLİNÇ SAHNELERİ
FİKRETMENİN KARAKTERİ
ŞİİRİN GÜNCESİ -6- ‘SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE’
BENDEKİ NOTLAR -8-
KARANLIĞIN KÜLTÜRÜ
MÜNACAT
KARTEZYEN BİLİMDEN SİSTEMLER YAKLAŞIMINA
YAŞAMIN ANLAMINA DAİR BİR GÜZELLEME
AKIL, DÜŞÜNME VE BİLGİ
NE YAPMALI?
Aytmatov’dan Bir Nefes: ‘Gün Olur Asra Bedel’
'İslam Deklarasyonu': Yeniden İman Çağrısı
Medya ve Yeni Bir Dil Sorumluluğu
ŞİİRİN GÜNCESİ -5- ‘SEMUD’
POST MODERN TÜKENİŞ
BAŞKALARININ AŞKIYLA BAŞLIYOR HAYATIMIZ
Kir Tortuları
YIKIN EFENDİLER YIKIN!..
1950-60 ARASINDA BİNGÖL’DE SİYASAL HAYAT
Şiirin Güncesi -4- 'ÇAĞDAŞLAR İÇİN'
BENDEKİ NOTLAR -7-
Akif Emre ve 'Göstergeler'
Çok Partili Hayat ve İlk Muhalefet: Milli Kalkınma Partisi
ŞİİRİN GÜNCESİ -3- ‘SUYU ANDIK VE ÇOCUKLAR SUYA GİRDİ’
İHTİLAF VE TEFRİKA KARŞISINDA BİLGELİK
İNSANA DAİR -1-
BENDEKİ NOTLAR -6-
ŞİİRİN GÜNCESİ -2- ‘KARDEŞİME MEKTUP’
BENDEKİ NOTLAR -5-
RUHUN ‘ÖZGÜR’ HALİ
ŞİİR’İN GÜNCESİ -1- ‘GECE’
BATI DÜŞÜNCESİNİN KIRILMA ANLARI
SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
DÜŞÜNMEK KADAR ASİL
KARTEZYEN DİNDARLIK
BENDEKİ NOTLAR -4-
YARGI DEĞİL İSTİKAMET
MUHATAPLARA BEYANIMDIR İNSAN KALBİYLE DÜŞÜNÜR
BENDEKİ NOTLAR -3-
SÖYLE MARGOS NERELİSEN?
SELAM OLSUN ÜÇÜNCÜ YOLA
SİSTEM VE UYGULAYICILAR
YERLERİN ÖĞRETMENİ, GÖKLERİN ÖĞRENCİSİ: ALİYA
EVRENSEL OLAN NEDİR/KİMDİR?
VARLIK, AKIL, ADALET, EYLEM, SÜKUN VE RÜCU
Hüznün Zaman Sarkacı: Eylül
BENDEKİ NOTLAR -2-
BENDEKİ NOTLAR -1-
HAYDİN FELAHA
Çocuk ve Merhamet
SÜKUT MAKAMINDAN KLAS MEKTUPLAR
YAŞAM BİLGELİĞİ YA DA MUTLULUK ÖĞRETİSİ
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
TARKOVSKY VE SİNEMA SANATI
TEO-POLİTİK NOTLAR
AKLIN MEKAN İLE İMTİHANI
.
BİNGÖL Egazete
Yazarlar
Önemli Haberler
Anketler
Belediye'ye devredilen askeri alana ne yapılsın ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
19
0
2
1
6
9
2
Başakşehir
18
0
1
3
5
9
3
Kasımpaşa
18
0
3
0
6
9
4
Antalyaspor
16
0
3
1
5
9
5
Göztepe
15
0
4
0
5
9
6
Beşiktaş
15
0
2
3
4
9
7
Trabzonspor
13
0
3
1
4
8
8
Konyaspor
13
0
2
4
3
9
9
Ankaragücü
13
0
4
1
4
9
10
Alanyaspor
12
0
5
0
4
9
11
Yeni Malatyaspor
12
0
3
3
3
9
12
Sivasspor
10
0
3
4
2
9
13
Bursaspor
9
0
2
6
1
9
14
Kayserispor
9
0
4
3
2
9
15
Fenerbahçe
9
0
4
3
2
9
16
Çaykur Rizespor
8
0
3
5
1
9
17
Bb Erzurumspor
5
0
5
2
1
8
18
Akhisar Bld. Spor
5
0
6
2
1
9
Arşiv