Yazı Detayı
15 Aralık 2015 - Salı 17:29 Bu yazı 1898 kez okundu
 
SÖYLE MARGOS NERELİSEN?
Yusuf ALİOĞLU
aburtaskiray@gmail.com
 
 

Hençepek veya diğer adıyla Gavur Mahallesinin ötekileştirilmeye direnen bahtsız Xaço’su 1938’de Dişçi Sarkis kütüğünden bir fert olarak hayata gözlerini açtığında tek parti irrasyonelliği tüm hızıyla devam ediyordu.

 

Ataları tehcir garabeti, o ise ebedi şef ve milli şef hatıraları, Varlık Vergisi heyulası ile büyümüştü.

 

‘Anam Hıno, babam dişçi Sarkis (Sıko), babaannem Saro, anamın babası Ğhalo Dede, dayım demirci Haço, halam Mirye, eniştem Ohannes,  teyzem Verkina, ebem Kure Mama, Ermeni komşumuz Hatun Baco, yaşlı Rızgo, Kuşbaz Mıho, Yemenici Ero, Demirci Mero, Eczacı Hıro, Kuyumcu Haço, Duvarcı Tumas, Çulcu Dikro, Manifaturacı Kel Hamit, Sobacı Vanes, Badanacı Kevo, Paketçi Şehmuz, Çulcu Hello, Süryani Sait, Keldani Abit, Hacı levon, Kirkor usta, udi Hrant’ diye Diyarbakır surları gibi uzattığı şiir tadında bir ailenin ve Efsel bahçeleri kıvamında bir mahallenin çocuğudur o.

 

En güzel manileri, en içli türküleri ile millet-i sadıka’nın bir kültür taşıyıcısı; unutulmamış detayları ile bir eski zamanın bugüne akan hatıra çağlayanıdır gavur ya da fılle Margosyan.

 

Birinci Dünya savaşı ve Seferberlik yıllarında ‘kafle’ler halinde Der Zor’a sürülen Ermenilerden yolda kaybolan, Siverek’li bir ağa tarafından sahiplenilen ve adı da Ali olarak değiştirilen dört yaşındaki Sarkis’in oğludur Margos.

 

Babaannesi Saro, Piran’ın (Dicle) Heredan köyünden beş çocukla katıldığı ‘kafle’de, Ermenilerin ‘Büyük Felaket’ (Meds Yaghern) dedikleri tehcir yürüyüşü ile bir ilden diğerine yolda iki çocuğunu (Sarkis ve kızkardeşi Mirye) kaybederken, eşi (dede) Mıgırdiç Birinci Cihan Harbi cephelerinden birinde Osmanlı devleti adına savaşmaktaydı.

 

Mıgırdiç Margosyan’ın Evrensel ve Agos gazetelerinde yayımlanan denemelerinden derlenen ‘Çengelliiğne, Kirveme Mektuplar ve Zurna’; anı-roman formatındaki ‘Tespih Taneleri’ ile ‘Biletimiz İstanbul’a Kesildi’ ve ‘Söyle Margos Nerelisen’ adlı öyküleri sahici ve samimi paylaşımlar için güzel birer vesika olmuş.

 

6-7 Eylül olaylarından 1915 tehcirine, Kürt sorununun trajik hallerinden barış kelimesinin resmi ağızlarca ciddi bir programa dönüştürüldüğü zamanlara; çevre sorunlarından Ermeni diasporasının hallerine birçok konuda kendine has rahat üslubu ile ‘ben de varım’ diyor Mıgırdiç Margosyan.

 

Ali şeriati’de gözlemlediğimiz Şii ve Sünni olmakla suçlanma gerilimini onda da ‘Ermeni’ parantezinde izlemek mümkün.

 

Henüz lise talebesi iken Diyarbakır’dan İstanbul’daki Bezciyan ortaokuluna anadili Ermeniceyi öğrenmek için başladığında, ‘köylü Kürtler gelmiş’ sürprizi ile karşılaşır.

 

İzmir’de verdiği konferansta bir soru üzerine uzun uzadıya Ermeniler’in de iki gözünün, iki kulağının ve hatta herkes gibi onların da iki yüzlerinin! olduğunu anlatmak zorunda kalır.

 

Teoloji ile alakasını mizah yüklü bir eleştiri tekniği ile deneme ve öykülerine serpiştiren yazar, çalışmalarında bolca dini terkipler kullanarak söylemine yerel dinamiklerle desteklenmiş metafizik güç katmaya çalışır:

 

‘Allah ve peygamber aşkına, çok şükür, elhamdulillah, ya Allah bismillah, tanrı ve de kul aşkına, tanrının himmeti, Allah gani gani rahmet eylesin, toprağı bol olsun, bizi yaratan, Allah nur içinde yatırsın, saba makamındaki ezanlar, Allah’ın hikmeti, onlar adına yapılan dualar tanrı katına ulaşamaz, Yüce Allah bilir, sebilullah, Allahvekil, Allah baba, tanrı baba, tanrı dede, Havva annemiz ve Adem babamız, elma ağacı ve kaçamak, işlerine akıl sır erdirilemeyen yüce tanrı’ gibi ifadeler Margosyan’ın dine bakışına dair önemli doneler oluşturur.

 

Margosyan da birçok aydın gibi, ‘halkın dininin hakkın dini olmadığını’, ‘resmi söylemin sahiplendiği dinin çoğu kere bir afyondan öte gitmediğini’ tespit etse de, ‘gerçek inanca’ dair etütlerini bilgi temelinde derinleştirmekten uzak durur. Denemelerinde Tevrat’tan ve İncil’den okumalara dair pasajlar yer alsa da, Kur’an ile tanışıklığına dair tek bir tecrübe dahi gözlenemez.

 

Daha spesifik konuşursak, ‘Allah’ adlı öyküsünde geçen ilk yaratılışa ait kurgunun arka planı tamamen Yahudi ve Hristiyan eskatolojinden beslenmekte olup konuyla ilgili perspektif için Kur’an verilerine hiçbir şekilde bakılmamıştır.

 

Tüm bunların yanında; ‘Ben bu dağın maralıyam / Avcı vurmuş yaralıyam’ gibi dizeleri sık sık kullanan yazar, bir halkın belleğindeki acı izleri gayet insancıl mülahazalar ile gündemleştirmeyi kendine dert edinmiştir.

 

İlk defa elli yıl sonra ziyaret etmiş olsa da Diyarbakır sevdasını, ‘Diyarbakır ozani / Çohtır destan yazani / Gurbet elde ölenin / Yohtur mezar kazani’ satırları ile sıklıkla kederli kalemine misafir eder.

 

Sıkmadan ama sıklıkla Diyarbakır’ın yedibin yıllık tarihinden gururla ve sahiplenerek söz eder. Amida, Amıdi, Amedi, Amed, Amit, Dikranagerd, Diyar-ı Bekr, Diyarbekir ve Diyarbakır kronolojisini ibadet tadında paylaşır.

 

Yazılarında Celal Güzelses türküleri, Ahmet Arif şiirleri eşlik eder okuyucuya.

 

Cümbüş, ud, keman, darbuka eşliğinde şarkı söyleyip ‘govend’ oynayanları, halay çekenleri tasvir ettiğinde, dahası, ‘Lorke lorke kız hatune lorke’ diyen oyuncuları okuyucuya izletircesine aktardığında Çapakçur folklorundan tanıdık bir esinti yalayıp geçer yüreğinizi.

 

Yazılarında bol miktarda yörenin dilinde doğmuş büyümüş mani, maya, deyim ve atasözleri  kullanır:

 

‘Evlibeden kuş pini / Oldım kızlar düşküni / Dediler yar çağıri / Yola düştım kış güni’.

 

‘İki dağın arasında kalmışam/ Bülbül kimi daldan dala konmışam/ Ne gün gördüm ne de murad almışam/ Yazığ bahan cahal ömrım çürıttım’.

 

‘Oğlım, değirman getmiş sen kağhmiş çağhçağosıni arisan’;

 

‘Bahan savuğ bi ayran yap’;

 

‘Canım çığhti, beni zantari ettin! Çabuğ cehnem ol…’

 

Aynı şekilde toy’larda ve düğünlerde, ‘uşşak, dügah, eviç, yegah, saba, tahirbuselik, suzidil, nişaburek, neva, muhayyerkürdi ve acemkürdi’ gibi makamlarda icra edilen eserleri ustalıkla okuyucusuna aktarır.

 

Çocukluk yıllarındaki ‘çatal matal’, ‘çelik çubuk’, ‘aşık’, ‘ğar’, ‘kortig’ gibi oyunları, Efsel bahçelerinde dut ağaçlarındaki kuşları çatallastiği ile avlayışını, musluksuz çeşmelerin kastallarından su içişini, ‘Dıngılhava, Leylek, Merheli ve Küpeli’ havuzlarında çimmeyi, hamur dolu teştleri Çırig Fırını’na hamur taşmadan yetiştirmeyi, Çırig Çeşmesi’nden teneke, güğüm, testi, teneke, bakrac, sıtıl ve kovalarla su taşımasını anlatır.

 

Ermeni kültüründe önemli bir yer tutan kirvelik üzerine konuşur: ‘kirvelik kutsal bir kurumdur bizim buralarda. Mesela sünnet nedeniyle birbirinin eteğine kan döküldüğü için kirve çocukları evlenemez’. (Şeyhmus Diken)

 

Gabardin şalvar, kırk düğme yelek, poçigli yemeni gibi esvab ve muşta, hançer, kama, bıçak, satır gibi tamamlayıcı figürlerle sanat tarihçilerine taş çıkartan paragraflar üretir.

 

Ermenice, Türkçe, Kürtçe ve Zazaca konuşulan bir evde büyüyen Margosyan, bu ayetler demetini yıllar sonra ‘Gavur Mahallesi’ adlı kitabının üç dilde baskısı ile anlamlı bir ürüne dönüştürür.

 

Ermeni mutfağını annesinden hatıralarla mükellef bir sofra tadında sunar:

 

‘Annem peynir suyuyla kavun, karpuz çekirdeği kavurur, kum leblebisi yapardı; çörek yoğurur, yumurta boyar, yağsız yavan çökelek peyniriyle, ‘imansız peynir’le açtığı yufkalara sarıp sarmalayıp ‘patila’ böreği yapar üstüne de ‘zıngılik’ yani lokma tatlısı pişirirdi… Fasulya plakisi, uskumru dolması, ciğer bohçası, fasulya paçası, midye salması, dalak dolması, çullama, cizleme, petaluda ise Halil İbrahim (Hayr Apraham) bereketinden birer sayfa idi’.

 

Yine farklı vesilelerle andığı ‘keşkek, bebekanuç, pencegoşt kebabı, frengbalcani, tike ya da lüle kebabı, tenebur (buğdayla pişirilen ayran çorbası), glorig küfte, içli küfte, kibe bıllo veya kibe bunbar, çırtma, mal(y)ez, cücük pilavı, sımakli sarmısağli meftune, kurabiye, zıngilig tatlısı, Ğhalbur tatlısı, şekerişi’ gibi yemek ve tatlılar da dönemin damak tadının önemli örnekleri arasında gösterilebilir.

 

‘Cemidiyeee, cemıdiyeee’ diye bağırarak bakır taslarını şıngırdatan meyankökü şerbetçilerine dair yaptığı pastel betimlemeler ise sizi alır daracık Amed küçelerine, kara bazalt taşlı surların serin gölgeliklerine götürür.

 

Her seçimde seçmen kütüklerinde yaşadığı isim kargaşası tam bir kara mizah konusudur. Mıgırdiç olan adı Miğirdiç, Mıhırdıç, Mugurduç, Mıcırdık, Mugıroviç, Mırmırviç, Muhoriç ve Mıcırdiş şeklinde yazılırken, adı soyadı bir başka macerada Mıcırdik Mihiroviç’e dönüşünce o da cinsliğinden kendine ‘Hıdır Dinç’ adını verir.

 

Paradoksal kareler vardır Margosyan arşivinde: Erzurum’da yedek subay iken Oltu’nun düşman işgalinden (Ermenilerden) kurtarılışını içeren törende bir genç kızı düşmandan (kendi atalarından) kurtarma rolünü oynar mesela.

 

Haklı serzenişleri vardır Margosyan’ın. Dolmabahçe Sarayı mimarı Ermeni asıllı Balyan ailesinin, İtalyan mimar Ballini diye satılmasına isyan eder.

 

‘Derdim çoktur hangisine yanayım’ diyen yazar, okullu yıllarından kalma ‘güneş dil teorisi’ ile ‘Bir Türk dünyaya bedeldir’ ezberlerine büyük bir istenç ve inançla salvo atışlar yapar ve ‘Türküm derken bunun ne anlam taşıdığını Allahvekil bilmiyordum’ der.

 

Siyasal konularda da söyleyecekleri vardır Margosyan’ın. Ama yazımızın formatı onu içermediğinden bu toprağın renklerine siyasal kargaşanın ayrıştıran gölgesini düşürmek istemiyorum. Ve yazarı, Ermenisi, Süryanisi, Keldanisi, Yahudisi, Müslümanı, Alevisi,Türkü, Kürdü, Zazası, Arabı ile benzer ve bazen de Margosyan’ın deyişiyle ‘kıti kıtına’ aynı olan kültürel izleğin sürdürücülerinden bir renk olarak hatırla-t-mak istiyorum.

 

Etnik köken konusunda nettir Margosyan. ‘Hasbelkader içine doğduğumuz etnik kökenlerimiz’ diye başlayan cümlesi her nevi etnik kutsamaya reddiye ile devam eder.

 

‘Hiçbir ananın rahmi bir diğer ananın rahminden daha kutsal değildir’ diyen Margosyan, bir başka yerde de,‘İnsanların doğarken kendi renklerini, dillerini, ırklarını, dinlerini, vatanlarını, ana ve babalarını özgürce seçmek gibi bir lüksleri yoktur’ diyerek ontolojik/biyolojik aidiyetlerin tek başına üstünlük vesilesi olamayacağını ifade eder.

 

Taşra ya da köy edebiyatının bir diğer ustası Hagop Mıntzuri ‘Turna Nereden Gelirsin’ adlı eserinde yöre insanının etnik simülasyonlara maruz kalmadığı premodern dönemlere ait şu paylaşım ile Margosyan’ı destekler:

 

 ‘Sadece kendi anamızın sütünü emmek de şart değildi bizim için. O yok muydu? Köydeysek hangi evde emziren bir kadın varsa, süt versin diye bizi oraya götürürlerdi. Tarlalarda gene öyle. Ermeni yoksa, Türk, Kürt, Kızılbaş olsun, bizi kucağına verir, emzirtirlerdi. Severek yaparlardı. Allah’tan korkarlardı. Esirgeyecek olsalar Allah cezalandırırdı onları, affetmezdi’.

 

Erk kutsayıcılığı, ulusalcılık ve anamalcılık gibi girdilerle ontolojik dengeyi alt üst eden ve ‘hilkatte eşim’ pratiğini teknolojik uçurumlarla derinleştiren modern söylem ve onun jakoben Türk versiyonu Mıntzuri anlatısında geçen fıtri/makul/maruf örnekleri tüketip bitirdi.

 

Margosyan’a göre, ne Ermeniler birlikte yaşadıkları insanları doğru tanımakta ne de Türk, Kürt, Zaza, Çerkez, Pomak ve Çingeneler Ermenileri doğru tanımaktadır.

 

Kanaatimce bu tespit, tarih öncesi anlatıları sanayi devriminin ruhsuz dişlileri ile buluşturan eklektik paradigmanın ceberut yöntemlerle bize özgü ‘aryani’ ırk yaratma istemiyle yaşattığı etnik, dini, kültürel ve coğrafi yabancılaşmanın sonuçlarındandır.

 

Hatırlanacağı üzere, Hitler’in ‘ölümcül bakteriler’ dediği ötekiler, bizde ‘Rum, Ermeni, Kürt vd.’ suretinde tecelli etmiş ve saf ırkı bozduklarından temizlenmelerine hükmedilmişti.

 

Ruhlarını ve vicdanlarını yitirmiş bu hükmün sahibi Jön Türkler, pozitivistler, İttihat Terakki ve onların cumhuriyet dönemi müdavimleri yani Newton mekanizmi artığı sosyal mimarlar, ‘kapıları aynı avluya (havş) açılan’ farklı din ve etnik yapıdaki kültür mozayiğinin güzide insanlarını bir kültür mermerinde eriterek bütün Anadolu sathında yaratılış kodlarına mugayir bir tablo yarattılar.

 
Etiketler: SÖYLE, MARGOS, NERELİSEN?,
Yorumlar
Diğer Yazılar
İLAHLAR ÇOCUKLARIMIZI TÜKETMESİN
GÖSTERİ TOPLUMU
ŞİİRİN GÜNCESİ -7- 'SULTAN'
BAUMAN’IN ‘AKIŞKAN DÜNYA’SI
Kaç Engerek soyundan, Sığın Aydınlığın Rabbine
ZAMANA DÜŞEN BİLİNÇ SAHNELERİ
FİKRETMENİN KARAKTERİ
ŞİİRİN GÜNCESİ -6- ‘SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE’
BENDEKİ NOTLAR -8-
KARANLIĞIN KÜLTÜRÜ
MÜNACAT
KARTEZYEN BİLİMDEN SİSTEMLER YAKLAŞIMINA
YAŞAMIN ANLAMINA DAİR BİR GÜZELLEME
AKIL, DÜŞÜNME VE BİLGİ
NE YAPMALI?
Aytmatov’dan Bir Nefes: ‘Gün Olur Asra Bedel’
'İslam Deklarasyonu': Yeniden İman Çağrısı
Medya ve Yeni Bir Dil Sorumluluğu
ŞİİRİN GÜNCESİ -5- ‘SEMUD’
POST MODERN TÜKENİŞ
BAŞKALARININ AŞKIYLA BAŞLIYOR HAYATIMIZ
Kir Tortuları
YIKIN EFENDİLER YIKIN!..
1950-60 ARASINDA BİNGÖL’DE SİYASAL HAYAT
Şiirin Güncesi -4- 'ÇAĞDAŞLAR İÇİN'
BENDEKİ NOTLAR -7-
Akif Emre ve 'Göstergeler'
Çok Partili Hayat ve İlk Muhalefet: Milli Kalkınma Partisi
ŞİİRİN GÜNCESİ -3- ‘SUYU ANDIK VE ÇOCUKLAR SUYA GİRDİ’
İHTİLAF VE TEFRİKA KARŞISINDA BİLGELİK
İNSANA DAİR -1-
BENDEKİ NOTLAR -6-
ŞİİRİN GÜNCESİ -2- ‘KARDEŞİME MEKTUP’
BENDEKİ NOTLAR -5-
RUHUN ‘ÖZGÜR’ HALİ
ŞİİR’İN GÜNCESİ -1- ‘GECE’
BATI DÜŞÜNCESİNİN KIRILMA ANLARI
SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
DÜŞÜNMEK KADAR ASİL
KARTEZYEN DİNDARLIK
BENDEKİ NOTLAR -4-
SEYYİD KUTUB YORGUNLUĞU (MU?)
YARGI DEĞİL İSTİKAMET
MUHATAPLARA BEYANIMDIR İNSAN KALBİYLE DÜŞÜNÜR
BENDEKİ NOTLAR -3-
SELAM OLSUN ÜÇÜNCÜ YOLA
SİSTEM VE UYGULAYICILAR
YERLERİN ÖĞRETMENİ, GÖKLERİN ÖĞRENCİSİ: ALİYA
EVRENSEL OLAN NEDİR/KİMDİR?
VARLIK, AKIL, ADALET, EYLEM, SÜKUN VE RÜCU
Hüznün Zaman Sarkacı: Eylül
BENDEKİ NOTLAR -2-
BENDEKİ NOTLAR -1-
HAYDİN FELAHA
Çocuk ve Merhamet
SÜKUT MAKAMINDAN KLAS MEKTUPLAR
YAŞAM BİLGELİĞİ YA DA MUTLULUK ÖĞRETİSİ
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
TARKOVSKY VE SİNEMA SANATI
TEO-POLİTİK NOTLAR
AKLIN MEKAN İLE İMTİHANI
.
BİNGÖL Egazete
Yazarlar
Önemli Haberler
Anketler
Belediye'ye devredilen askeri alana ne yapılsın ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
33
0
2
3
10
15
2
Kasımpaşa
26
0
5
2
8
15
3
Antalyaspor
26
0
5
2
8
15
4
Beşiktaş
25
0
4
4
7
15
5
Yeni Malatyaspor
25
0
4
4
7
15
6
Trabzonspor
25
0
4
4
7
15
7
Galatasaray
25
0
4
4
7
15
8
Atiker Konyaspor
21
0
4
6
5
15
9
Sivasspor
21
0
4
6
5
15
10
MKE Ankaragücü
20
0
7
2
6
15
11
Bursaspor
19
0
4
7
4
15
12
Göztepe
18
0
9
0
6
15
13
Akhisarspor
16
0
7
4
4
15
14
Alanyaspor
16
0
9
1
5
15
15
Kayserispor
15
0
8
3
4
15
16
BB Erzurumspor
14
0
7
5
3
15
17
Fenerbahçe
14
0
7
5
3
15
18
Çaykur Rizespor
11
0
6
8
1
15
Arşiv