Yazı Detayı
05 Ocak 2015 - Pazartesi 15:54 Bu yazı 1838 kez okundu
 
TARKOVSKY VE SİNEMA SANATI
Yusuf ALİOĞLU
aburtaskiray@gmail.com
 
 

Türk sineması 100. yılını kutlarken naif bir tesadüf olarak elimde Rus yönetmen Andrey Tarkovsky’nin ‘Mühürlenmiş Zaman’ adlı eseri vardı.

 

Sinema, hayatın özgül bir parçasını, dünyanın henüz kavranamamış bir boyutunu, başka sanatlar tarafından ifade edilmemiş boyutunu yansıtmak üzere doğmuştur’ diyen Andrey Tarkovsky 1932’de Moskova’da doğar.

 

1986’da Paris’te ölen ünlü yönetmen, dört yaşında iken kurduğu, ‘Anne, bak bir guguk kuşu’ cümlesine hayatının ilham cümlesi der. Ve o da diğer düşünürler gibi çocukluk yıllarına ait anıların en güzel anılar olduğunu not eder.

 

Tarkovsky kendini insanlığa karşı sorumlu hisseden, görev ve sorumlulukları olduğunu söyleyen aykırı bir sinemacıdır.

 

Bilinç uyandıran sahneler, dilsizlik lanetinden kurtaran azatlıklar, aşina yüzleri takdim eden buluşmalar, yalın ve son derece doğal diyaloglar, simsiyah duvarları beyaz perdeye dönüştüren dokunuşlar Tarkovsky’yi farklı kılan yanlardır.

 

Filmlerinde sahte değerler ile hakiki değerler arasındaki farkı ortaya koyan derin ve sarsıcı ifadeler ile sürükler seyirciyi.  Doğruyu ve onu arayanları aynı yöne bakan filmler yapmaya çağırır. Sinematografik imkanları, iletişimin, duygu ve düşünce paylaşımının yeni bir iletişim dili haline getirmeye çalışır.

 

Film estetiği üzerinden benlik arayışına girmiş bir yönetmendir Tarkovsky.

 

Ayna (1975) adlı filmi ile insana dair kesif kareler sunan, geçmişten geleceğe hayat ve insan vurguları ile sinema ve felsefeyi buluşturan Andrey Tarkovsky, babası Arseni’nin şiirlerinden ya da Bach’ın müzik şöleninden bir demet gibi akar beyaz perdeye.

 

Ivan’ın Çocukluğu (1962) adlı filmi ile içsel dramlara, keskinleşen buhranlara ve ihtirasların beslediği içe dönük gerilimlere ayna tutar. Tarkovsky’deki ısrarlı ihtiras vurgusu Dostoyevski yapıtlarındaki ihtiras merkezli anlatıları hatırlatır.

 

Yazar ve yönetmen arasına net şekilde farklılık çizgisini koyar. Yönetmenlere senaryo dayatmasını eleştirir.

 

Sinemayı Tarkovsyi için değerli ve bir o kadar vazgeçilmez kılan ondaki şiirselliktir; şiirsel bağlantı, şiirsel mantık yani.

 

Örneğin, sinemada görüntüleri sıralama mantığı karmaşık hayatı sıradanlaştırabilme yeteneğidir ona göre.

 

Onun sineması klasik dramaturjiden uzak olup seyirciye sonuç sunma yerine akışı birlikte sıralamayı ve sonuca kafa yorarak birlikte ulaşmayı hedefler.

 

Şiire olan tutkusuna rağmen sinemanın edebiyatın gölgesinde kalmasına karşı müteyakkızdır ve onun kendi araçları ve dilini öne çıkarmasını savunur.

 

Sinemanın diğer sanat dallarının etkisinde kalmasına karşı da ihtiyatlıdır. Sinema bağımsız bir sanat, ideale duyulan özlemdir ona göre.

 

Ve son derece iddialı bir yaklaşımla hayatı gerçeğine en yakın sinemanın yansıtabileceğini söyler.

 

Olayların aynıyla yansıtılmasına dair zorluk üzerine, görselliği öne çıkaran çözümler yerine karakterlerin ve olayların doğruluğu peşinde koşar.

 

Sanatçının öznel görüşlerine ve dünya görüşüne önem verir ama keyfiliğe ve anarşiye de karşıdır. ‘Sanatçı için ‘dünya görüşü, etik ve düşünsel amaçlar’ tayin edicidir; onun içindir ki başyapıtlar, etik idealleri ifade çabasından doğar’ der. Çünkü sanatçı hayatı daha yaşanılır kılmaya çalıştıkça ürünlerinin kalitesi artacaktır.

 

Etik zemini sağlam olan bir sanatçı araçlarını özgürce seçmekten korkmamalıdır. Yaratıcı çalışmalar böyle gerçekleşir.

 

Çünkü Herman Hesse’nin dediği gibi ‘Şair olundu mu bir kez, bir daha dönülemez’.

 

Andrey Rublov (1966) adlı filminde ise Rublov’un kişiliğinde yaratıcı eylemin psikolojisini, Rublov’un ruh halini ve toplumsal duygularının peşine düşer. Senaryosunu da Tarkovsky’nin yazdığı bu filmde, kardeşlik, sevgi ve uzlaştıran inanç ideali bir arada işlenir.

 

Tarkovsky‘ Mühürlenmiş Zaman’ için ‘benlik arayışı’ tanımı yapar ve okuyucuları veya izleyicileri ile manevi yoldaş olmaya çalıştığını söyler.

 

‘Sanat tüketilmeye karşı bir duruştur’ yaklaşımı ile Puşkin benzeri bir sanat tanımı yapar. Ve sanatın hiç tartışılmayacak işlevlerinden birinin ‘bilgilenme’ olduğunu söyler.  Aynı satırlarda geçen, ‘Havva’nın bilgi ağacından elmayı koparıp yemesiyle insanoğlu sonsuz bir gerçek arayışına mahkum edildi’ saptamasında ise nitel derinlik ve nicel yüzeysellik gözlenir.

 

Adem ve Havva’nın cennetten çıkarılmasına (hubut) dair doğru okumaları ise onu daha bir ilginç kılar. Bu ilginçliği de şu tespitlerle süsler: ‘Demek ki sanat ve bilim, dünyaya sahip olma biçimleri; insanın sözüm ona ‘mutlak gerçek’e giden yol üzerindeki bilgi edinme biçimleridir.

 

Yaratıcılığa getirdiği, ‘ben, yaratıcılığın keşifle değil bir şeyler var etmekle eş anlamlı olduğunu düşünüyorum’ tanımı da önemlidir.

 

Ona göre sanat, sanatçının bütün dünya yasalarını sezgisel olarak yakalama arzusudur. Ve sanat bir eğitimi değil manevi tecrübeyi gerekli kılar. Çünkü sanat sonsuzluğu deneyimlemeyi mümkün kılar. Çünkü sanat bilimden çok ötede ve oldukça farklı bir alandır. Ve sanat bilimden çok dine daha yakındır.

 

Zaman üstüne de söyleyecekleri vardır Tarkovsky’nin.  Ona göre sinema sanatı insana zamanı dondurma ve istediği sıklıkta yeniden yansıtma imkanı sunmuştur. Bu ise insanı gerçek zaman ile tanıştıran, Malik Bin Nebi’nin deyişiyle, Arşimed anı’dır.

 

İnsanlar niçin sinemaya giderler sorusunu da zaman bağlamında ele alan Tarkovsky, yitirilmiş, kaçırılmış ya da henüz erişilmemiş zaman yüzünden sinemaya gittiklerini ve bunun da insanın dünyayı sahiplenme duygusuyla yakından ilgisi olduğunu söyler.

 

Ayrıca zamanı esas alarak sinemanın diğer sanat türlerinin (dram, şiir, oyunculuk, resim, müzik…) kaynaşmasından doğmuş bir sanat dalı olduğunu da şiddetle eleştirerek sinemadaki zamansal olgunun zamanı yeniden yaratmakla ilgili ve özgün olduğunu savunur.

 

‘Film, hayatın dolaysız gözleminden doğar’ yaklaşımı ile de sinemayı farklı kılanın şiire benzer şekilde bütün saflıklarıyla gözleme dayalı olduğunu söyler.

 

Ünlü yönetmene göre sinema, diğer sanat dalları gibi düşünsel ihtiyaca bağlı olarak doğmuştur. Tam bu noktada, ‘sinema insanın hangi ihtiyacı için vardır’ ifadesiyle bir sorgulama başlatır. Ona göre sinema, sanayileşmenin insanı seri halde tüketmeye başladığı bir zamanda ortaya çıktı. Kapitalizmin ruhları tüketen acımasızlığına karşı seyirci sinema salonlarında ‘yitirilmiş’ zamanların peşinde manevi boşluğunu doldurmak için koştu.

 

Özellikle bu satırlar, tüketilen ahlaki/evrensel değerler adına kapitalizmin ideolojik aygıtı gibi çalışan sinema algılarına karşı son derece onurlu bir duruştur.

 

Tarkovsky’ye göre sinemanın dili, dilin doğal ve yegane imkan olduğu tezine dayanmalıdır. Ve sanatçı, yaratıcının gerçekliğe olan ilişkisini en uygun biçimlerde şekillendirecek araçları büyük acılara katlanma pahasına bulma derdindedir.

 

Sinemada görüntü nedir sorusuna ise, ‘görüntü, sonsuza ulaşmaya çalışmak ve mutlak olana doğru gitmektir’ cevabını verir.

 

‘Her sanat, kavramanın bir biçimi olarak gerçek olana eğilir’ tespiti ile de kadim ahlak mesajının çağdaş sözcülüğünü yapar.

 

Filmlerinde insanın manevi dünyadaki buhranlarını öne çıkaran Tarkovsky, hakikatin özlemi dediği sanat ile seküler algılara, bohem hayatlara bir volkan gibi patlar: ‘Sanat, yaratma kapasitesidir. Sanat, yaradana benzediğimiz belirli bir andır. Bu yüzden yaradandan bağımsız bir sanata asla inanmadım, tanrısız bir sanata inanmıyorum. Sanatın anlamı yakarmadır, duadır.  Bu benim yakarışımdır, duamdır. Eğer bu yakarış, bu dua yani filmlerim insanları tanrıya yöneltebilirse ne mutlu bana’.

 

Tarkovsky, müziğin sinemada şiirsel bir nakarat olarak kullanılması taraftarıdır. Dahası, dünyanın kendiliğinden çok güzel bir sese sahip olduğunu dolayısıyla da sinemanın müziğe bir ihtiyacı olmadığı görüşündedir.

 

Sanatçı ve halk ilişkisi bağlamında ise sinemanın arz talep ilişkisine bağlı olarak estetik belirlemelere tabi tutulmasını tek başına bu sanat dalının bir talihsizliği olarak açıklar.

 

Tarkovsky’nin aklı, sanatçı ve halk ilişkisinde bir miktar karışıktır. Örneğin bir yerde ‘Sanatçı, eserini daha anlaşılır ve kabul edilir kılmak adına herhangi ortalama düzeye inme hakkına sahip değildir’ derken bir yerde de, ‘‘Halk bunu anlamaz’ lafı, beni öteden beri müthiş kızdırmıştır. Bu da ne demek?’ der.

 

Ona göre sınırsız gerçeklik ve öznel dünyanın yaratıcılığı için sinema biricik sanattır.

 

Özgürlük konusunda da kendine ait bir çizgisi vardır. Ona göre tam özgürlüğe inanmak derin su balığını karada gördüğüne inanmak gibi saçmadır. Özgürlüğü bireycilikte aramak da nafiledir ona göre. İnsanın, özgürlük yürüyüşlerinde çağ ve toplum için özveride bulunmayı unuttuğunu söyler. Ve asıl özgürlüğün, birilerinden beklemek yerine kendimizden fedakârlıkta bulunmak yani sevgi adına fedakarlık  olduğunu savunur. Bu cümleler, ‘Aşk, verebilmektir; hiçbir karşılık beklemeksizin’ diyen Ali Şeriati’yi hatırlatıyor.

 

Çağının çığlığı makamında, ‘İnsanlara ‘insan’ olduklarını daha çok hatırlatmalıyız’ aforizması ile vicdanları silkemeye çalışır Tarkovsky.

 

 ‘Sinemayı çok sevdiğini ama henüz çok az şey bildiğini’ söyleyen mütevazi ve öğretici bir kimlikle sunar yaratıcı çabasını. Sinema sevgisini asla seyircinin alkışları adına düzenlenmiş yapay sahnelere değişmeyeceğini belirtirken bir kimlik savaşçısı gibidir.  ‘Çünkü bu yolu seçerseniz anında yok olursunuz’ diyerek, aldatıcı benliğin modern hilelerine karşı uyarıda da bulunur. 

 

Tolstoy, Dostoyevsky, Puşkin ve Gogol gibi ustaların yarattığı kültür dünyasının sinema sanatında tezahür etmiş zirve örneklerinden sinemanın onuru Tarkovsky’nin, 100. yılında Türk sineması için insanlığa karşı sorumluluk adına ilham olması dileğiyle…

 

 
Etiketler: TARKOVSKY, VE, SİNEMA, SANATI,
Yorumlar
Diğer Yazılar
İLAHLAR ÇOCUKLARIMIZI TÜKETMESİN
GÖSTERİ TOPLUMU
ŞİİRİN GÜNCESİ -7- 'SULTAN'
BAUMAN’IN ‘AKIŞKAN DÜNYA’SI
Kaç Engerek soyundan, Sığın Aydınlığın Rabbine
ZAMANA DÜŞEN BİLİNÇ SAHNELERİ
FİKRETMENİN KARAKTERİ
ŞİİRİN GÜNCESİ -6- ‘SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE’
BENDEKİ NOTLAR -8-
KARANLIĞIN KÜLTÜRÜ
MÜNACAT
KARTEZYEN BİLİMDEN SİSTEMLER YAKLAŞIMINA
YAŞAMIN ANLAMINA DAİR BİR GÜZELLEME
AKIL, DÜŞÜNME VE BİLGİ
NE YAPMALI?
Aytmatov’dan Bir Nefes: ‘Gün Olur Asra Bedel’
'İslam Deklarasyonu': Yeniden İman Çağrısı
Medya ve Yeni Bir Dil Sorumluluğu
ŞİİRİN GÜNCESİ -5- ‘SEMUD’
POST MODERN TÜKENİŞ
BAŞKALARININ AŞKIYLA BAŞLIYOR HAYATIMIZ
Kir Tortuları
YIKIN EFENDİLER YIKIN!..
1950-60 ARASINDA BİNGÖL’DE SİYASAL HAYAT
Şiirin Güncesi -4- 'ÇAĞDAŞLAR İÇİN'
BENDEKİ NOTLAR -7-
Akif Emre ve 'Göstergeler'
Çok Partili Hayat ve İlk Muhalefet: Milli Kalkınma Partisi
ŞİİRİN GÜNCESİ -3- ‘SUYU ANDIK VE ÇOCUKLAR SUYA GİRDİ’
İHTİLAF VE TEFRİKA KARŞISINDA BİLGELİK
İNSANA DAİR -1-
BENDEKİ NOTLAR -6-
ŞİİRİN GÜNCESİ -2- ‘KARDEŞİME MEKTUP’
BENDEKİ NOTLAR -5-
RUHUN ‘ÖZGÜR’ HALİ
ŞİİR’İN GÜNCESİ -1- ‘GECE’
BATI DÜŞÜNCESİNİN KIRILMA ANLARI
SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
DÜŞÜNMEK KADAR ASİL
KARTEZYEN DİNDARLIK
BENDEKİ NOTLAR -4-
SEYYİD KUTUB YORGUNLUĞU (MU?)
YARGI DEĞİL İSTİKAMET
MUHATAPLARA BEYANIMDIR İNSAN KALBİYLE DÜŞÜNÜR
BENDEKİ NOTLAR -3-
SÖYLE MARGOS NERELİSEN?
SELAM OLSUN ÜÇÜNCÜ YOLA
SİSTEM VE UYGULAYICILAR
YERLERİN ÖĞRETMENİ, GÖKLERİN ÖĞRENCİSİ: ALİYA
EVRENSEL OLAN NEDİR/KİMDİR?
VARLIK, AKIL, ADALET, EYLEM, SÜKUN VE RÜCU
Hüznün Zaman Sarkacı: Eylül
BENDEKİ NOTLAR -2-
BENDEKİ NOTLAR -1-
HAYDİN FELAHA
Çocuk ve Merhamet
SÜKUT MAKAMINDAN KLAS MEKTUPLAR
YAŞAM BİLGELİĞİ YA DA MUTLULUK ÖĞRETİSİ
BAUDRİLLARD: RADİKAL DUYARLILIK
TEO-POLİTİK NOTLAR
AKLIN MEKAN İLE İMTİHANI
.
BİNGÖL Egazete
Yazarlar
Önemli Haberler
Anketler
Belediye'ye devredilen askeri alana ne yapılsın ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
33
0
2
3
10
15
2
Kasımpaşa
26
0
5
2
8
15
3
Antalyaspor
26
0
5
2
8
15
4
Beşiktaş
25
0
4
4
7
15
5
Yeni Malatyaspor
25
0
4
4
7
15
6
Trabzonspor
25
0
4
4
7
15
7
Galatasaray
25
0
4
4
7
15
8
Atiker Konyaspor
21
0
4
6
5
15
9
Sivasspor
21
0
4
6
5
15
10
MKE Ankaragücü
20
0
7
2
6
15
11
Bursaspor
19
0
4
7
4
15
12
Göztepe
18
0
9
0
6
15
13
Akhisarspor
16
0
7
4
4
15
14
Alanyaspor
16
0
9
1
5
15
15
Kayserispor
15
0
8
3
4
15
16
BB Erzurumspor
14
0
7
5
3
15
17
Fenerbahçe
14
0
7
5
3
15
18
Çaykur Rizespor
11
0
6
8
1
15
Arşiv