Yusuf ALİOĞLU Parayı Nereye Yatırmalı?
Yazı Detayı
30 Kasım 2020 - Pazartesi 17:08 Bu yazı 843 kez okundu
 
Parayı Nereye Yatırmalı?
Yusuf ALİOĞLU
 
 

Peşinen söyleyelim.

 

Bu bir ekonomi analiz yazısı değildir.

 

SWAP (değiş tokuş) meraklıları, döviz ve faiz oranları takipçileri, ons müdavimleri buradan bilgi devşiremez.

 

O halde parayla işimiz ne diyebilirsiniz.

 

İşimiz şu;

 

Tarihi M.Ö. 9000’lere kadar götürülen takas ekonomisinden para (nakit) ekonomisine geçildiğinden bu yana insanoğlu günlük harcamalarını, tasarruflarını ve yatırımlarını diğer kıymetli menkullerden çok parayla yapıyor.

 

Eşyanın iki istasyonlu işlemden çok istasyonlu işleme geçmesini müteakip, uzun zamanlar ve farklı sermaye ilişkileri sonrasında finans sektörü kendi dijital literatürünü ve ömürleri bant aralığında geçen uzmanlarını yarattı.

 

Bankalar, kredi kartları, kıymetli kağıtlar, leasing, faktöring gibi yeni sistemler üzerinden yaratılan  finans dünyası ile hane halklarına yeni harcama kalemleri yükletildi.

 

Özel gazeteler, dergiler, tv kanalları, internet siteleri, youtube mecraları, canlı yayınlar, kesintisiz paylaşımlar ile mevduat sahiplerine danışmanlık yapılıyor, yol yöntem öğretiliyor.

 

Yeni bir dil, teknik bilgi üniteleri, kavram kümeleri, renk kombinezonları, sübliminal görünürlükler, kuleler ve rezidanslar ile sektör kendi pazarını, alıcısını ve rayiç bedelini belirliyor.

 

Finansal varlıklar üzerine kurulmuş kocaman spekülatif bir dünya. Reel ve nominal olanın sınırlarının karıştırıldığı sermaye piyasasında anlık pozisyonlarla büyük kazançlar ya da büyük kayıplar yaşanabiliyor.

 

Emeğe bağlı başarıdan çok, spekülasyon, manipülasyon, operasyonel işlemler, fırsatçılık, allem kallem ile yakalanmış görece başarıya daha çok ilgi duyulan bu uzamda, birilerinin örneğin menkul kıymetler piyasasındaki kazançlarını gören mikro birikim ama makro tamah sahipleri elde avuçta ne varsa buraya aktarabiliyor.

 

Dahası bu davranış, hayatın diğer departmanlarını da etkileyen ve belirleyen merkez/röper algıya dönüşüyor.

 

Bunun sonunda da, bütün dünyası gecelik faiz, repo, tahvil vb. olan bir acayip nüfus çoğalıyor.

 

Comte pozitivizminin, ‘varlık, görüp dokunduğumdan ibarettir’ yansımalarını çağrıştıran bu toplum kümesinin ekonomik çıkar ve mevcut kapitali arttırarak çoğaltmak dışında bir hedefi, kendisini frenleyen etik pedalı yoktur.

 

Hayatın anlamını Freud’çu libidoya indirgeyen postmodern mudiler kazanma şehvetinin aklı örten tepkileri ile sınır tanımayan küstah bir iştahla yatıp kalkıyor.

 

Homo economicusun ölçüsü ölçüsüzlük, ahlakı ahlaksızlık, ilkesi ilkesizlik, değeri değersizliktir.

 

İnsanlığı kuşatan, akla ve vicdana felç halleri yaşatan bu tehlike karşısında kutsal metinler, evrensel değerler, kalbin ve fıtratın öğreticiliği, adalet, merhamet, ihtiyaçtan fazlasını paylaşma, israftan uzak durma ve gönüllü sadelik öne çıkarılmalıdır.

 

Bireydeki para eksenli savrulmanın devlet düzeyindeki karşılığı olarak beton, demir, istatistik ve bilanço yerine ilim ve irfan meşguliyetleri, kültür ve sanat süreçleri işlenmelidir.

 

Dolar ve Euro paritesi yerine şiir ve edebiyat konuşulmalı; ihale, keşif bedeli ve tahakkuk yerine örfün diri tutan dinamikleri konuşulmalı; muvazaalı TÜİK verileri yerine düşünce dünyamızın ürünsüz hal-i pür melali masaya yatırılmalıdır.

 

Kurumlara adam yerleştirme ve kadrolaşma üzerinden “yalandan, kocaman, rengarenk, geçici, oyuncak” mevziler kazanma mesaisi yerine unuttuğumuz sünnetlerimizden ‘okuma ve düşünme eylemi’ işlenmeli, desteklenip öne çıkarılmalıdır.

 

Her söyleneni, dini, etik, bilimsel, sosyolojik ve psikolojik taklalarla mantığa bürümeye çalışan medya şarlatanları yerine, söyledikleriyle ve yazdıklarıyla ufkumuza ufuk katan bilim adamları ve düşünürlere kulak verilmeli; konuşmaları için, fikirlerini paylaşmaları için imkanlar sunulmalıdır.

 

Sosyal devlet olgusu muhteris iktidarların Truva atına dönüştürülmeden, sivil zihinleri, bedenleri ve toplulukları küresel kuşatmalara ve ayartmalara karşı koruyan politikalar üretmelidir.

 

Hukuk, güçlünün korku tüneline dönüştürülmeden, insanın hemcinsinin elinden ve dilinden emin olduğu ve şairin ‘yorgan, Allah’sıza kadar sığınak’ dizelerinden ilhamla ‘eminlik’ diyarı olmalıdır.

 

Kısacası;

 

Para bir metafordur.

 

Birey, toplum ve devlet parayı araçsallık sınırlarında tanımlamalı ve kullanmalıdır.

 

Postmodern dönemlerde yerini ‘tüketim’e kaptırarak geride kalsa da modern dönemlerin egemen söylemi olan ‘üretim’, şairin deyişiyle, 'insanı ve eşyayı koparmadan cismaniyetinden' ihtiyaç eksenli olmalıdır.

 

Mobilize bir istatistik putuna dönüştürülen ‘büyüme’, sosyo-kültürel çevreyi, kimlik bulduğumuz mekanı, eko sistemi ve gelir dağılımını gözeten bir formatta yapılandırılmalıdır.

 

Tabiatla savaşmayan, yeryüzünü işgale konu bir nesneye indirgemeyen, insanı insanın kurdu olarak görmeyen, imkanı inkara dönüştürmeyen, dilin hareket alanını sanayi sektörü ile sınırlamayan,  insanın onurunu ve izzetini her şeyden aziz bilen, mütevazı duruşları ile canlı ve cansız her varlığa güven telkin eden ‘felah ekonomisi’ işlenmelidir.

 

'Parayı nereye yatırmalı?' mı dediniz.

 

Parayı, kötü paranın iyi parayı kovamadığı pazarlara yatırmalı.

 
Etiketler: Parayı, Nereye, Yatırmalı?,
Yorumlar
Haber Yazılımı