Yusuf ALİOĞLU Ne Zaman Reşit Olacağız?
Yazı Detayı
19 Ekim 2020 - Pazartesi 14:23 Bu yazı 813 kez okundu
 
Ne Zaman Reşit Olacağız?
Yusuf ALİOĞLU
 
 

Cevdet Said.

 

Hayatı gibi kalbi de sakin ve münbit alim.

 

Şubat 1931’de Suriye’nin Kuneytıra bölgesinde Bi’ru Acem köyünde doğdu.

 

Ezher Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesi’nden mezun oldu.

 

Öğretmenlik mesleğini ancak iki yıl yapabildi. Kaleminin tavizsiz duruşu meslekten men cezası ile sonuçlandı.

 

Köyüne döndü ve geçimlik bir ekonomi ile hayatını sürdürmeye başladı.

 

Çoğunluğu Hafız Esed döneminde olmak üzere 10 kez tutuklandı, toplam 7 yıl hapis yattı.

 

Suriye’de yaşanan savaş nedeniyle Aralık 2012’de Türkiye’ye iltica etti ve İstanbul’da yaşamaya başladı.

 

İlerleyen yaşına ve sağlık sorunlarına rağmen ‘Diriliş Postası’na haftalık yazılar verdi.

 

Cevdet Said zihin dünyasının üzerine yükseldiği düşünce kolonları arasında ‘düşüncenin yenilenmesi/tecdid ve öze dönüş, şiddetin reddi, âfâkî ve enfüsî âyetlere yoğunlaşma, diyalog, anlaşma, uzmanlaşma, derinlemesine bilgi ve bilme, birlikte yaşama, öteki, düşünce özgürlüğü’ gibi konular öne çıkar.

 

21 Nisan 2019 tarihli ‘Fikir ve Şiddet Denklemi’ başlıklı yazısında Cevdet Said kendini şöyle özetler: ‘Yapmaya çalıştığım şey; yeni bir tasavvur inşasını tekrar gerçekleştirmek ve tek bir kavramı (tevhid mefhumunu) olabildiğince açıklığa kavuşturmak, böylece bütün iş ve durumlarımızın ıslah olmasını sağlamaktır.’

 

Cevdet Said bu kapsamda kaleme aldığı ‘Bireysel ve Toplumsal Değişimin Yasaları’ adlı kült eseriyle Türkiye düşünce çevrelerinin dikkatini çeker.

 

Eserinde, ‘Bir topluluk kendi nefsinde olanı değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez’ ayetinin çağımızdaki izdüşümünü yeniden yorumlayan Cevdet Said, ‘insan ve toplum, "gelişme" denen tarihsel maceranın nesnesi değil, aksine kendi tarihini kendisi yapabilecek gücün ve imkanın öznesidir’ tespiti ile iradeyi sıfırlayan klasik teslimiyetçi düşüncenin tozunu alır.  

 

Daha sonra ‘Ademin Oğlu Habil Gibi Ol’, ‘Güç, İrade ve Eylem’, ‘Düşüncede Yenilenme’, ‘Şiddet Erdemi Öldürür’ gibi çağa tanıklığını içeren onlarca eser ile çıkar okurlarının karşısına.

 

Gösterişten uzak, yalın ve mütevazi bir duruştur Cevdet Said ismi.

 

Kur’an’ın gölgesinde okudukça özgürleştiğini ifade eden Cevdet Said, “Bilgilerimin noksanlığını ve delillerimin zayıflığını yeniden itiraf ediyor ve bundan dolayı özür beyanımı yineliyorum” diyen bir müttakidir.

 

Dünya ve siyasal dengelerin şiddet ortak paydasından beslenmesine karşı mü’min bir vicdan olarak tehlikenin itikadi ve ameli boyutlarına dikkat çeker.

 

Çağın ruhuna sinen şiddet fitnesine karşı kısık gözlerini diktiği sonsuzluk denizinden uyarıcı ve hatırlatıcı çağrılar yapar Müslüman dünyasına.

 

Birçok makalesinde şiddetin siyasi gerekçelerini ve şiddet sarmalının derinlikleri ile ulaştığı kontrol dışı boyutları inceler. Zamanın egemen dilinin şiddet olmasından rahatsız olan bir Müslüman olarak, ‘savaş, silah sanayi, silah tacirleri, silahlı mücadele, terör eylemleri’ gibi kavramlar üzerinden modern siyasaların cahiliye dönemi davranışlarına açılan dehlizlerini irdeler.

 

Şiddet ile siyaset, ekonomi ve kültür dünyası arasındaki ilişkinin birbirini besleyen ve üreten ‘Kabil ahlakı’ olduğunu söyler ve bunun karşısına ‘bilgi, adalet, ahlak, erdem ve af kültürü ile çıkmayı’ önerir.

 

Cevdet Said şiddet karşıtlığında odaklanan tezlerini Adem’in iki oğlu kıssası ile temellendirir.

 

Adem’in iki oğlundan biri olan Habil’in zalim karşısındaki duruşu elbette vahyin önerdiği ahlak ve bilgelik yüklü bir duruştur.

 

Dahası, sorunlar karşısında ‘öldürme’ yöntemini öne çıkaran Kabil örnekliği yerine şiddeti bir sorun çözme yöntemi olarak görmeyen ve bu davranışı ile şiddetin doğasını tanımamızı sağlayan Habil’i yeniden okumak ve anlamak üzerine etütler geliştirir.

 

Ancak şiddet ile ilgili zihin yapısı ve çözüm önerileri haklı olarak bazı Müslüman çevrelerden eleştiriler alır. Gerçekten de İslam, özünde barışı taşıyan bir inanç olsa da klasik ve modern dünyadaki karşılaşmalarda, muhatabın kendisini tanımlamasının bir sonucu olarak şiddete maruz kalmış ve dolayısıyla grup ve devlet düzlemindeki örgütlenmelerde kendini koruma amaçlı bir güce daima ihtiyaç duymuştur.

 

Daha yakından baktığımızda Cevdet Said’in eksen aldığı ayeti Mevdûdî şöyle yorumlar: “Beni öldürmek için kötü niyetler besleyebilirsin; fakat ben, senin beni öldürme hazırlıklarını öğrendikten sonra bile senden önce davranmak için bir şey yapacak değilim” (Tefhimu-l Kur’an)

 

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ‘Kur’an Yolu Tefsiri’nde ise konuyla ilgili şu notlara yer verilir: ‘Bu ifade aynı zamanda Hâbil’in kendisini savunup saldırgan kardeşini öldürebilecek güçte olduğunu, fakat cana kıymak haram ve Allah katında en büyük günah olduğu için bunu yapmadığını gösterir.’

 

Razi’ye göre ise, ‘Habil'in tavrını kendisini savunmadığı değil, öldürme niyetiyle kardeşine saldırıya geçmediği şeklinde anlamak gerekir.’ ((Razi, 1998: IV, 339) Kaynak: Şiddet Sorununa Habilce Bir Yaklaşım Cevdet Said Örneği - Murat Kayacan))

 

Ed-difau'ş-şer'i ya da Def'u's-sail de denilen meşru müdafaa, Hint, Yunan, Roma ve Germen hukuklarında olduğu gibi İslâm hukukunda da meşrû bir haktır. Dahası, kişinin kendisini ölüme teslim etmesi fazilet olarak kabul edilmez. Fazilet, saldırıyı başlatmamaktır. Karşı taraf saldırıyı başlattığı takdirde saldırganı etkisiz hale getirecek kadar nefsi müdafaa etmek bir hak ve ödevdir.

 

Aynı yaklaşımın devamı olarak Cevdet Said, modern dünya ve iktidar kavramlarının, modadan sanata, ticaretten teknolojiye bilgiyi şiddetin nesnesi kılarak hegemonya alanlarını genişletmelerine karşı, ‘barışın, diyalogun, aklın ve ahlakın’ vicdanı olmayı önerir.

 

Daha kuşatıcı bir bakış ve felsefi bir okumayla şiddetin sinsice aileden topluma, eğitimden kültür ve sanat hayatına akışına ve pekişen iktidarına karşı bir rahatsızlığı vardır Cevdet Said’in.

 

5 Mayıs 2017’de Diriliş Postası’nda başladığı ve 28 Nisan 2019’a kadar sürdürdüğü köşe yazılarında ‘şiddet, terör, savaş, silah, birey ve toplum, raşid toplum, düşünme ve düşünce sorunları, özgürlük, kadın, öteki, din ve siyaset, din ve akıl, şura ve istişare, Müslüman halkların birliği’ gibi başlıklar ile farklı konularda fikirlerini paylaşır.

 

Cevdet Said’e göre “Cihad”, insanları öldürmek değil Kur’an’ın anlaşılması ve ilahi mesajın yayılması için mücadele etmektir.

 

Ona göre, sorunlar silahla çözülmez. Suçu başkalarında aramak bizim yöntemimiz değildir. Bireyi ve toplumu, ilim, barış ve ikna ile ıslaha, tefekküre, tarihten ders almaya, kevni ayetlere uymaya çağırmalıyız.

 

Kanaatimizce Cevdet Said şiddet konusundaki hassasiyeti ile iki amacı gözetmiştir. Birincisi, batı dünyasının İslam’ı terörize ederek kendi kara sularından çıkarma planları karşısında tehlikeyi haber vermek, uyarıcı olmak. İkincisi ise modern kültürün taşıyıcı ve üretici matemorfozlarından biri olarak şiddetin farklı renk ve tonlarının zihinleri iğfal eden yıkıcılığı konusunda bilinçleri bilemektir.

 

Cevdet Said ayrıca devam eden Suriye savaşında da net olmadığı hatta bazen flu mesajlarla zihinlerde karışıklık yarattığı eleştirileri de alır. Suriye özelinde yaşanan değerlendirmelerin zaman geçtikçe kaybettiği gerçeklik zemini eleştirilerin adalet ölçüsünü ıskaladığını göstermiştir.    

 

Bazı çevreler Cevdet Said’in Malik Bin Nebi talebesi olduğunu iddia eder. Yazarın eserlerine bakıldığında önemli bir terkip olan ‘şiddeti normalleştirmek’, Malik Bin Nebi kavram haritasında ‘sömürüye müsait olmak’ tespiti ile ‘kitlelerin savaş ve ölüm haberleri karşısındaki duyarsızlıklarını ve umarsızlıklarını’ resmetme paydasında buluşur.

 

Düşünce tarihimizde önemli bir yer tutan ‘hayrın ve şerrin kaynağı’ mevzuunda da oldukça önemli tespitleri vardır Cevdet Said’in. ‘İnsanı dışarıdan kuşatan zulüm yoktur’ sözleri ile akıl-irade-sorumluluk bağlamında kötülüğün kaynağı içimizdeki şeytandır diyerek konunun merkezine insanı yerleştirir. Ve insanın kendi tutum ve davranışlarını yaratmada hür olduğunu söyleyenlerin yanında yer alır.

 

Vekaleten düşünmelerin iktidarında asaleten düşünmelerim mahkum edildiği klasik ve modern zamanların cahiliyesine Cevdet Sait, “Bugün Müslüman dünyanın neresine giderseniz gidiniz orada düşünmekten korkulduğunu göreceksiniz” diyerek düşünme eylemi ile aramızdaki anormal münasebete gerçekçi bir ayna tutar.

 

‘Dünyadaki muhasebe toplumsal, ahiretteki muhasebe ise bireyseldir’ tespiti ile bir yandan değişimin kurallarına dair sosyolojik kaideleri diğer yandan da hesap gününde kimsenin kimseye faydasızlığını vurgular.

 

Çıra yayınlarından çıkan ‘Muttaki Mütefekkir Cevdet Said’ adlı eserde üstadın önemli tespitleri var:

 

‘Duygusal değil, sünnetullaha uygun davranmalıyız.’

 

‘Esasen bütün bir dünyanın temel problemi karşılıklı nefret ve korkudur.’

 

‘Tüm ibadetlerin, varoluşun anlamını kavramada ve enerjileri kontrollü şekilde aynı hedefe yönlendirmede, böylece bireysel ve toplumsal iletişim ağını oluşturmada büyük önemi vardır. Dolayısıyla hiçbir ibadeti bağlamından kopuk, amaçlarından ve işlevlerinden bağımsız ‘tek başına’ bir ritüel olarak görmemek gerekir.

 

Müslümanları yok olmaktan kurtaranın ibadetler olduğuna şüphe yoktur. Lakin akıllı ve reşid bir Müslüman toplum inşa etmek için ibadetler tek başına yeterli değildir. Zira ibadetlerin değeri aç ve susuz kalmada, yorgunluk çekmede, ayakta durmakta ya da seyahat etmekte değildir. Bilakis ibadetlerin son derece büyük olan değeri bu kulluk etkinliklerine atfettiğimiz anlamdan kaynaklanmaktadır. Mesela kıraat ibadeti: Düşünerek ve anlayarak okumakla sadece ölüler için -Kur’an’ı mehcûr (metruk) bırakmak anlamına gelen- ‘hatim okumak’ arasında çok fark vardır. İnsanlar ölüleri cennete girsin diye Kur’an okumaktadır. Oysa bu kitap insanlar hayatlarına onunla nizam versinler diye gelmiştir.

 

Kıraat ibadetine eşlik etmesi gereken anlamı düşünme olmaksızın şekil, organizasyon ve merasimlere gösterilen bu ehemmiyet, Kur’an’ın şu ikazıyla ifade buyurmuş olduğu yanlış bir tutumdur: “Birr; iyilik, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir…” (Bakara 2:177).

 

Umran dergisinin Mayıs 2019 sayısında da ümmetin ilim ve akletme sorunlarına değinen Cevdet Said ‘Ne Vakit Reşit Olacağız’ diye sorar.

 

Raşid halifeler sonrasında yönetimin akıl ve adalet kavramlarından uzaklaşmasından dolayı bir daha hiçbir yönetim için ‘Hulefa-i Raşidin’ denilmemesine ve Emevi, Abbasi, Fatımi ve Osmanlı halifeleri olarak adlandırılmalarına dikkat çeker.

 

Aynı yazıda dünya toplumlarının özellikle de Arap ve İslam topluluklarının şiddete iman eden tasavvurlarından ve müsellematından müştekidir. Şiddetin hala bir referans olmasını ısrarla reddeder.

 

Savaş yönteminin ve ordu kurumunun çirkin kölelik gibi miadını doldurduğunu söyleyen Cevdet Said, silah satın almanın put satın almakla eşdeğer olduğunu söyler.

 

Ancak yukarıda da değinildiği gibi farklı düşünce ve kültür kümelerinin iktidar ve egemenlik adına sadece ve çok yoğun olarak silah, ordu ve şiddet gibi araçlara sarıldıkları ve orantısız güç kullanımı ile kitleleri imha edebildikleri dahası emperyal duyguların kibir ve mustağnilik içre tavan yaptığı ve her türlü diyalogun sadece güçsüz aleyhine formatlanarak güçlüyü daha da azgınlaştırdığı bir zamanda, elbette, ‘korunma tedbirlerinizi alınız’, ‘besili atlar ve silahlar hazırlayınız’ ayetlerinde ifadelerini bulan pratikler gündemleşmek zorunda kalacaktır.  

 

‘İlim ve akıl bizde hala reşit olmamış küçük bir sabi gibi’ diyerek cesurca, bireysel ve toplumsal aklın azgelişmişliğine ve zaaflarına dikkat çeken Cevdet Said ile ilgili sözlerimizi yine ona ait tenkit ve temenni içerikli uyarı ve tavsiye ile bitirelim:

 

‘Ne vakit reşit olacağız?’

 
Etiketler: Ne, Zaman, Reşit, Olacağız?,
Yorumlar
Haber Yazılımı